ForumMersin Mersin
Gelişmiş Arama

AnaSayfa Forum AnaSayfa Oyun Oyna Forum Eğlence Flim Dizi İzle Bilgisayar Dünyası Bize Ulaşın & İletişim
 

Go Back   Forum Mersin | Mersinin En Kaliteli Paylaşım Sitesi Eğitim Ödev Arşivi Diğerleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-30-2010, 03:48 PM   #1 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart Eğitici Hikayeler

Eğitici Hikayeler

UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK

"Gerçek yaşam öyküsü..."
Benim burada sizlere bir şeyler anlatmak istememin en büyük sebebi çekmekte olduğum acılardır, çektiğim bu büyük acılar; hem maddi hem de manevidir ama insanı derinden yaralayan acılar elbette manevi olanlardır...

Şu an kan bağıyla bağlı olan yakınlarım bile benden nefret etmekteler ve bundan dolayı kimseyi suçlayacak halimde yok çevremdeki tüm insanlar haklı, çünkü bu güne kadar onların hepsini çok üzdüm...
Büyük umutlarla bırakacağımı söyledim, inandırdım hepsini ama ne var ki tüm inanışlar defalarca boşa çıktı...


1953 yılında İstanbul?da doğdum ilkokulu zorda olsa bitirdim. Daha sonra okumadım, dayımın yanında terzi çıraklığına başladım, bir şeyler öğrenip işe yarıyor olmak, ilk zamanlarda hoşuma gitmiyor değildi hatta haftalığımla eve ufacıkta olsa katkı yapmak, aferin almak büyük keyif veriyordu... Terzi dükkanında patronumun dayım olduğunu söylemiştim, akrabayız ya, meslek öğretiyor ya, bana kafasına göre haftalık verirdi, çaresiz katlanırdım.
Sonra mı? Sonrası ise çok klasik; büyümeye başladım ve gençlik heyecanıyla kulak asmaz oldum büyüklerin sözlerine, başıma buyruk olmaya başladım, ardından ilk sigara tecrübem geldi. Mahallemizde küçük boş bir arsa vardı, şimdilerde ise üzerinde koca bir gökdelen var... Bu şehirde yok olan her şey gibi oyunlarımızın doğduğu o boş arsada yok artık.


Oyunlarımızı oynadığımız o arsa ilk kötü alışkanlığıma da ev sahipliği yapmış oldu. Mahalle arkadaşlarımla gizli gizli sigara içmeye başladık, o gün kim babasının sigara paketinden sigara aşırırsa getiriyor ve hep birlikte o sigarayı içiyorduk.



UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK - 2

Günlerden bir gün aynı arsadayız, o zamanlar çok sevdiğim ama bana yaptığı zararları sonradan anladığım arkadaşımın biri çok heyecanlı geldi yanımıza ve ?bakın bende ne var? dedi, hep birlikte baktık biraz koyu yeşil siyaha yakın bir renkte naylon gibi bir şeye sarılı tanımadığım bir maddeydi, ilk kez gördüm ama defalarca ismini duymuştum.


Arkadaşım bitmeyen heyecanıyla anlatmaya başladı ?oğlum var ya bu? deyip hepimizi meraklandırdı, bu arada korkmadım desem yalan olur. Getiren arkadaşımız anlattı nasıl içileceğini, anlattıkları arasında bu maddenin kötülüğü bulunmuyordu, tabii böyle olduğunu maddeyi kullandıktan çok sonra anlamıştım. Kötü olduğunu, neler kaybedeceğimizi anlatsa hangimiz kullanırdık ki.!? Sigaraya benziyordu, zaten sigara alışkanlığımız olduğu için arkadaşımızın, ?sigara gibi bir şey? teklifini kabul etmemiz daha da kolay hale gelmişti. Ama içince anladım ne olduğunu? Sigaradan farklıydı, boğazımı acıttı, sonra ciğerlerimi. iki-üç dakika geçti geçmedi kendi kontrolümü kaybetmeye başladım, korktum; etrafımdaki hiçbir şey normal değildi tam olarak göremiyor, tam olarak duyamıyordum bir şeyler konuşuyorduk ama ne kadar manalı veya manasız farkında değildim... Saatin ne kadar ilerlediğini, normale dönmeye başlayınca fark ettim iki saat geçmişti, ağzımın kuruduğunu ve müthiş bir baş ağrısının başladığını hissettim... Arkadaşlarımın benle alay etmesini istemediğim için de kendimi sıktıkça sıktım. Şimdi anlıyorum ki, maddeyi kullanmak yada kullanmamak noktasında iradeden söz edilebilir ama kullandıktan sonra, maddenin kontrolü başladığında ben iradeliyim demek insanın kendi kendini kandırmasından başka bir şey değildir. Bu ilk uyuşturucu tecrübemi yaşadığımda 16 yaşındaydım, daha sonra zar-zor kazandığım paramın büyük bir bölümünü bu maddeye vermeye başladım...


Terzilikten öğrendiklerimin yeterli olduğunu sanmaya başladım. Böyle düşünmem dayımın beni dükkandan kovmasının başlangıcı oldu. Günlerden bir gün öğle paydosunda depo olarak kullandığımız kısımda içinde madde olan sigaramı hazırlayıp içtim tüm bunlar normal olan şeylerdi ta ki dükkanı yakana kadar... Depodan çıkıp çalıştığım bölüme geçtim, ütü yapmam gerekiyordu. Maddeyi içtikten sonra normal davranmak imkansızdır, zaten uyuşturucu niye içilir ki.!? Başladım ütümü yapmaya, madde aşırı derecede unutkanlık yapar, ben de maddeyi yalancı çıkarmamak için ütüyü yeni diktiğimiz takım elbisenin üzerinde unuttum. Bu derece unutuyorsun da bunları nasıl hatırlıyorsun? Diyebilirsiniz. Tam olarak hatırlamıyorum tabii ki, dükkan yanıp ta dayım beni işten kovunca dükkanı benim yaktığımı anladım.

UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK - 3

Ondokuz yaşına gelmiş biri olarak çalışmak zorundaydım, iş bulmak o kadar kolay değildi çünkü kötü bir üne sahiptim. Orada burada günübirlik nerede iş bulduysam çalıştım günü kurtardım mı karda sanıyordum kendimi, sanmanın hata olduğunu büyüdükçe anladım ama sanmaktan da bir türlü vazgeçemedim.


Daha çok para kazanma hırsı ile at yarışı işlerine karıştım, belli bir sermaye ile bu ortama girdim. Bu ortamdan kasıt tabii ki yasal olmayan yollardır. Kendimi at yarışı mafyasının içinde buldum etraftan beni tanıyanlar ganyan yerine parayı bana veriyor eğer yazdığı atlar gelirse ben onlara ganyandan daha fazla veriyordum. Doğal olarak; hangi atların geleceğini genelde ben bildiğim için yüzde seksen oranında ben kazanıyordum. Bunun adına ?Yarış harici bilet oynama? yöntemi deniyordu, bu gayri meşru yöntem bana iyi paralar kazandırdı desem de sanmaktan öteye gidemedim yine... Param nasıl akıyorsa cebime o zamanlar aynı hızla da geri çıkıyordu.


Çevrem ve ben ilk kez aynı düşünüyorduk; evlenmemin iyi olacağı, bu sayede hayatımın düzene gireceği. İşte bu iyi niyetli düşüncelerle 22 yaşında evlendim. İlk zamanlar evlilik bana çok iyi geldi, eşim madde içtiğimi bilmediği için mecburen daha az içmeye başladım, en azından evde içmiyordum. İlk başlarda eşim anlamadı madde içtiğimi ama daha sonra o da fark etti normal halimle, normal olmayan halim arasında ki farkı, ardından kavgalar başladı, buna bağlı olarak evimde daha az vakit geçirmeye başladım.


Evliliğimin altıncı ayıydı madde ile ilk tanışmamı sağlayan o zamanlarda ki en iyi arkadaşım bir süre önce başka bir maddeye başlamıştı, bundan benim haberim yoktu, ta ki bana yeni kullandığı maddeyi getirdiği o güne kadar. Kendisinin belirli bir işi yoktu ekonomik olarak özgür değildi ve yeni maddeye para yetiştiremiyordu, aklına iyi bir formül geldi; etrafında biri daha bu yeni maddeyi kullanırsa, bulması daha kolay olabilirdi ve bu niyetlerle beni bu madde ile tanıştırdı. O zamanlar anlayamıyorum yapılanları, gençliğimizin verdiği heyecanla daldan dala uçuyoruz. İlk madde de tat vermiyordu artık eskisi gibi, diğer adını duyduğum uyuşturucular nasıldı acaba?


İşte bu merak ve arkadaşım sayesinde; yeni uyuşturucunun içinde buluverdim kendimi, ilk olarak burnumdan aldım bu maddeyi, müthiş bir baş dönmesi ve kusma hissi belirdi... Delikanlıyız ya madara olmamam lazımdı arkadaşıma, sıktıkça sıktım kendimi ama dayanmak ne mümkün sonunda bir güzel kustum sonrasını ise pek hatırlamıyorum...!


Bir iki derken baktım ki her gün arıyorum bu maddeyi ben hala bırakırım havalarındayım ?ne olur ki istediğim zaman bırakırım? diyordum. Yeni maddeyi ilk getiren arkadaşım kesenin ağzını açmam gerektiğini söyledi, çünkü bu madde nereden satın alınır, o biliyordu.

UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK - 4

Günler günleri takip etti, tam anlamıyla bu maddenin bağımlısı olmuştum işlerimi takip edemez hale gelince param azalmaya, paramın azalması ile birlikte dostlarım azalmaya başladı. Karımın evi terk ettiğini söylememe, bilmem gerek var mı? Sonra bir de baktım ki ben ve bu yeni madde, etrafımda başka da bir şey kalmamış. Bağımlı hale gelen bir insanın düzenli bir yaşantı sürmesi olanaksızdır. Bir süre sonra; işsiz biriydim evde ne var ne yok satmaya başladım... Maddenin ihtiyacını hissetmeye başladığımda beynimin verdiği tek emir, uyuşturucunun verdiği; beni bul! oluyordu ve her ne pahasına olursa olsun beynim maddeyi bulmamı emrediyordu. Vücudumun ağrımayan noktası kalmıyor, tuvaletimi bile tutamıyorumdum, yeme-içme gibi isteklerim aç-susuz bile olsam gerçekleşmiyordu. En sevdiklerimi bile gözüm görmüyordu, gerçi bu safhaya gelmiş bir bağımlının sevdiği olmaz ama... En azından annem kalmıştı çevremde, O?nu dahi gözüm görmüyordu, varsa-yoksa uyuşturucu ve onun verdiği emirler!..
Kısacası; güzel olarak nitelendireceğiniz ve sevgiyle sarılacağınız hiçbir şey kalmaz etrafınızda, varsa-yoksa BAĞIMLI OLDUĞUNUZ MADDE !?


Çektiğim acıları sakın abarttığımı sanmayın anlattıklarım yaşadıklarımın onda biri bile değil! Bu arada diyebilirsiniz ?be adam bu maddeyi bırakmayı hiç mi denemedin? ?Denemez olur muyum hem de defalarca sayısız kez tedavi olmak için çabaladım, çektiğim o acılardan sonra kullanmadım maddeyi, ama bir baktım ki benim tek çevrem bağımlı insanlardan oluşmakta bazen gururla gittim bağımlı olan arkadaşlarımın yanına, bakın ben maddeyi bıraktım diye... Yanlarına gittiğimde beynim; maddeyi bul! diye emir vermeye başlıyordu, arkadaşlarımda; ?iç canım bir tane, bak zaten istediğinde bırakıyorsun? diyorlardı. Bu kurdukları cümle öyle sinsiydi ki, ben tekrar kullandığımda para kaynağı olmaya devam ediyordum ve öyle bir madde ki bu dayanamıyordum ?hop bir deneme daha, yuvarlanıyordum maddenin içine, ta ki diğer bırakma macerama kadar...

UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK - 5

Bağımlı hale gelen bir insanın tüm yaşantısı değişir, ilk başlarda madde ile kurulan o yalancı dünya sizi aldatmaya başlar artık normal bir insan değilsinizdir. Hayatınızda düzen adına hiçbir şey kalmaz cinsel hayatınız bile ortadan kalkar. O noktadan sonra normal bir insan olmak için yapacağınız tek şey bağımlı olduğunuz maddeyi almaktır. Aldıktan sonra kısıtlı bir süre normal insan olursunuz. Bu normal halinizde maddeyi bırakmanın yollarını arar, sevdiklerinizi ne çok üzdüğünüzü düşünürsünüz, yani normal bir insanızdır o an, ama çok sürmez bu durum.

Maddenin etkisi azaldıkça bunalıma girersiniz. Çünkü etkisi geçtikten sonra iğrenç bir şekilde arama isteği belirir, önce para bulacaksın, paran yoksa ne yapıp edip bulacaksın, gerekirse kendini bile satacaksın! Erkek yada kadın olman fark etmez! Yani ne pahasına olursa olsun maddenin parasını bulacaksın. Parayı bulmakla iş bitmiyor maddeyi satın alacağın kişiyi bulmak, en az parayı bulmak kadar önemli işin en onursuz tarafı da madde satıcısına yalvarmaktır ?( onur mu o da ne? Bende kalmadı ki! )? Aman ha! Birde paran eksikse hapı yuttun, asla satın alamazsın ihtiyacın olan maddeyi, işte o zaman hem yalvarır hem de kıvranırsın acıdan...


Yaşadıklarımın hepsiyle bir kitap yazılır, yaşadıklarımı anlatacak kelimelerin başında gelen PİŞMANLIK kelimesi galiba anlamsız kalıyor yaşadıklarımın yanında.!? Allah düşmanımı dahi bağımlı yapmasın! Bunu çok samimi söylüyorum. Ben şu anda yaşayan bir ölüyüm, toplumda hiçbir şeye olumlu bir katkım yok, en azından, burada hayatımdan sunduğum ve tamamen gerçek olan bu anlattıklarımın; uyuşturucuya yeni başlamış yada hiç uyuşturucu ile tanışmamış insanlara faydalı olmasını temenni ediyorum.


Maddeler hayatıma girdiği andan itibaren kendim dahil hiçbir insana ufacık bir faydam olmadı size bunun aksini söyleyen olursa sakın inanmayın.
Bağımlı olmak onursuz ve boş bir yaşama atılan adımdır.!
  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:49 PM   #2 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

18 YAŞIM "MÜTHİŞ BİR HİKAYE"

Geriye dönüp baktığım zaman hayatta en çok yaşamak istediğim, bir an önce kavuşmak istediğim bir zaman vardı, o zaman geldiğinde her şey değişecekti, o yaş sınırı ile yapamadığım her şeyi yapabilecektim.

18 YAŞIM - 1

Hatta o beklediğim zaman gelmeden yapabileceklerimi bile yapmaya başlamıştım, mesela; sigara içmek gibi? Sigara içince etrafımda gördüğüm büyükler gibi olacağımı, büyümemle bir alakası olacağını düşünüyordum. Ama bunun hiç de böyle olmadığını her öksürmem de, her merdiven inip-çıkmamda anlıyorum artık.

18 yaşım!..

Bir türlü gelmek bilmeyen o yaşımın üzerinden tam 6 yıl geçti. 18 ime geldiğim gün, yapmak istediğim şeylerden ilki gece kulüplerine rahatça girebilmekti. Gece kulüplerine giderek oradaki renkli hayatı yakından görmek, o hayatın içinde olabilmek istiyordum. Belki de; kulüplerin girişinde bulunan; ?18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER GİREMEZ? yazısı oralara girme ısrarımı artırıyordu. ?Bakın ben de girebiliyorum artık? cümlesini etrafımdakilere kurmak isteğiydi, 18 yaşımı ısrarla bekleten. İşte ne olduysa; 18 yaşımdan sonra olmaya başladı, yeni kutladığım yaşımla birlikte, sınırsız özgürlükler yaşayacağımı düşünüyordum. Hatta bunun için


Avrupa da yaşayan ailemin yanından ayrılarak İstanbula gelip burada yaşamaya başladım. Teyzem kocasını kaybetmiş, Ona ve çocuklarına bizimkiler gönderdikleri paralar ile bakıyorlardı. Ailemin Teyzeme maddi yardım yapıyor olmasını kendimce çok iyi kullandım, yani İstanbula gelerek kafama göre yaşamaya başladım, işin gerçeği bu tavırlar içinde oluşum sebebiylede zavallı Teyzem bana pek karışamazdı. Yaşamın böyle yaşandığında keyifli olacağını düşlüyordum, kendimce!..


Bu yanlış düşünceler içerisinde bulunduğum sırada; gittiğim gece kulüplerinden birinde bir erkek arkadaşım oldu, çok kısa sürede kaynaştık, bu kısa süre yanlış adımlarımın başlangıcı oldu. Birbirimizi daha iyice tanımadan bir de baktım ki evlilik sohbetleri yapıyoruz, ben onunla evleneceğime kendimi iyice inandırmışken, onun evinde olduğumuz bir sırada, bana bir hap uzattı, ne olduğunu sorduğumda; ?daha rahat uyumak? için dedi. Ben de seven bir insan olarak sevdiğimden yanlış bir şey beklemediğim için, hiç düşünmeden alıp içtim. Gerçektende o hapı almamla birlikte bedenimin yavaş yavaş uyuştuğunu ve arkasından da çok ağır bir şekilde uykumun geldiğini hatırlıyorum. İçtiğim o hapın gerçekte ne olduğunu bilmiyordum, sevgilimle anlaşıyor olmak hoşuma gidiyordu, bu yüzden onun hap teklifini çok da irdelemiyordum, ikinci-üçüncü kez teklif ettiğinde de geri çevirmedim. Bir müddet devam eden bu olay sonucunda bir de baktım ki; o hapı almadan uykum gelmiyordu, artık sevgilim vermeden de ben ondan ister hale gelmiştim.

18 YAŞIM - 2

Ama sevgilim dediğim o insanın benim hakkımda neler düşündüğünü tahmin bile edememiştim. Gerçi onu sevdiğim için bana zarar verecek bir davranış da bulunacağını sanmıyordum. Yine onun evindeyken, içtiğimiz sigaranın içerisine daha önce görmediğim toz bir madde karıştırdı, ben ne olduğunu sorduğumda açıklayıcı bir bilgi vermeden içtiğin zaman görürsün dedi, içimden gelen hislerle içmek istemedim ama yine aynı duygular içerisindeydim, sevgilimdi? daha ne olması lazımdı ki.!? Sevgili demek; unvanların en güzelini vermekti bir insana, ve o insandan kötülük beklenir miydi? Bu düşünceler kafamda dolaşırken; içerisinde bilmediğim bir madde olan sigarayı bana uzattığında içtim, bu yeni tanıştığım madde ile buluşmamdan sonra, iki-üç saatimi pek hatırladığım söylenemez, kendime gelmeye başladığımda başım ağrımaya, midem bulanmaya başladı ve devamında istifra ettim. İlk başlarda belirli aralıklarla kullandığım o maddeyi bir süre sonra arar duruma gelmiştim, bu süre ise insan ömrüne göre kıyas edilirse çok kısa bir zaman dilimini kapsıyordu. Artık acılarını hissetmeye başladığım bu maddenin gerçek yüzünü, bana neler yapmaya başladığını, maddeyle tanışmamdan bir kaç ay sonra, yaşayarak öğrendim. Evet; ismini belki kullandıktan sonra öğrenmiştim ama her insan gibi bu maddeyi bende duymuştum, ne kullandığımı öğrenir öğrenmez yanından çekip gitmek istedim. Maddeyi çok iyi tanımadığım için Sevgilim dediğim yaratık beni korkuturdu. Krize girdiğimde çektiğim o tarifsiz acıların etkisinde kaldığım için, beni çok rahat etkisi altına aldı, maddeyi içmezsem, krize girdiğimde acılar içinde öleceğimi söylerdi. Ben de o zor anımda, söylediği bu sözlere inanırdım. Eğer bu şekilde inanmasaydım, yani o maddeyi içmeden de hayatımın devam edebileceğini, tedavi olma imkanımın olduğunu bilseydim, anında ailemin yanına giderdim.


Artık tam anlamıyla o maddenin kontrolü altına girmiştim ve ?O? bunu çok iyi kullanıyordu, madde bağımlısı olmam demek bana bu illeti bulaştırana da bağımlı olmam demekti. Çünkü; madde nerden bulunur bilmiyordum, O?nun yörüngesinden çıktığımda krize girersem ne yaparım diye düşünüyor ve bir an olsun yanından ayrılamıyordum. Annemlere de gidemiyordum, çünkü bağımlı olduğum madde, günden güne beni değiştiriyor, tanınmaz bir hale çeviriyordu. Zayıflamıştım, yüzüm solmaya başlamıştı, aynaya baktığımda ben bile kendimi tanıyamıyordum. Ben güzel bir kızdım, kendimi nasıl bu hale getirmiştim, anlamama imkan yoktu! Bakışlarım o kadar manasız ve donuk bir hal almıştı ki, kendimle karşılaşmak istemiyordum. Ne kadar korkunç bir cümle; insanın kendisiyle karşılaşmak istememesi!.. İşte bu madde, beni bu kadar kötü bir hale soktu! Etrafımda ki beni mutlu eden en ufak olaylar dahi birer birer yok olmaya başladı; parkta sallanan bir çocuk, sabah kahvaltısı, iyot kokusu, Galata Köprüsünden çekilen istavritler!.. Anne-Babayı bile aklımdan alıp götüren bu madde o saydıklarımı nasıl barındırsın ki hayatımda, laf işte?

18 YAŞIM - 3

Oysa 18 yaşımla birlikte neler neler yapacaktım. Aslında çok da kötü başlamamıştı bu hasretle beklediğim güzel yaşım, ama ne zaman Sevgilim dediğim o yaratık karşıma çıktı, her şey alt-üst oldu. Bağımlı olmuştum artık tam anlamıyla, bağımlı olunca farkına vardım ideallerimin birer birer yok olduğunun.


Ama her şeye rağmen karar verdim, bu böyle devam edemezdi, hele hele beni zehirleyen o kişinin, sadece benimle yetinmediğini başkalarını da o iğrenç ağına düşürdüğünü yani bu maddenin satışından para kazandığını öğrendiğimde, her ne pahasına olursa olsun artık bu olaya son vermeliydim. Plan yaptım bir an önce onun yaşadığı bu evden kaçmalıydım, çünkü dayanacak gücüm kalmamıştı. Onun yanından ayrılma niyetimi anladığında göremediğim iğrenç yüzlerinden birini daha gördüm, beni kalçamdan bıçakladı, bıçaklarken de, ?bu şekilde yaralıyken, Ailenin yanına dönemezsin, onlara açıklama yapamazsın? diyordu. Açıklama yapamamaktan değil ama bana daha büyük zararlar vermesinden korktuğum için bu işkenceye katlanmaya devam ettim. Ama bu süre çok uzun sürmedi, ben tekrar kaçmaya niyetlenince yine bıçakladı, baktı ki ben kararlıyım, bu defa beni aldı memleketine götürdü daha doğrusu kaçırdı. Memleketinde ailesine, beni karısı olarak tanıştırdı, beni bir odaya kapattı, kaçma ihtimalime karşıda beni sandalyeye bağladı, bana yapacağı kötülüklerin sonunun olmadığını burada bir kez daha göstermiş oldu, elim-kolum bağlı olduğu için karşı koymama imkan yoktu, zaten madde yüzünden de bitkin bir haldeydim, ben bu durumda iken; bana burada istemediğim halde, zorla iğne ile madde verdi. Bu şekilde verdiği madde tam anlamıyla beni kendimden geçiriyor, kontrolümü kaybediyor, hiçbir şey hatırlamıyordum, tam kendime gelmeye başladığım sırada, tekrar iğne yapıyordu.


O?nun bir insan olduğuna artık inanmıyordum, çünkü bana yaptıkları normal bir insanın yapabileceği şeyler değildi. Tam olarak hatırlamasam da; bu süre iki ay kadar sürdü, kendime gelmeme asla izin vermedi bu süre içerisinde, ara vermeden, düzenli olarak iğneyle madde vermeye devam etti. Canavar ruhlu bu insan beni öyle bir duruma getirdi ki; dozum iyice arttığı için, uyuşturucunun etkisi azalmaya başladığı anlarda, dayanılmaz acılar çekmeye başlıyordum, sanki kemiklerimi demir testerelerle ortadan ikiye kesiyorlardı. Artık beni bir yere iplerle bağlamasına gerek de kalmamıştı, çünkü o acıları çekmemek için, iğne yapması için yalvarır hale gelmiştim. O yalvarmalar aklıma geldikçe, kendi onursuzluğumdan iğreniyorum!

Onurunuz-namusunuz-kişiliğiniz ve en önemlisi de özgürlüğünüzü alıp götüren alışkanlığın adı bu!.. BAĞIMLILIK!


Bu maddelerden birine bağımlı hale geldiğinizde; iple yada zincirlerle bir yerlere bağlanmak o kadar komik kalıyor ki, ip-zincir görünüyor ama gözlerimizle görmediğimiz o diğer bağlı olma hali; yaşarken de ölündüğünün bir ispatı olarak insanoğlunun karşısına çıkıveriyor.

18 YAŞIM - 4

Perişan bir haldeydim, tam olarak bağımlı olduğum ve artık yanından ayrılamam düşüncesi ile ve en önemlisi de; parası kalmadığı, memleketinde para kazanmak için uyuşturucu satamayacağı için, İstanbul?a geri döndük. İçimde bana seslenen çok kötü bir ses vardı; ?artık istesen de bu maddeyi bırakamazsın!? İşte son kalan gücümle içimde ki, bu sesi yenmeye çabalıyordum. Beni zorla kaçırıp, tekrar İstanbul?a dönmemizin üzerinden bir ay kadar süre geçmişti, bu süre içerisinde hep iğne ile madde kullandım, iğneyi bana hep O yapıyordu. Bu sırada Ailem yurtdışından tatile geldi, mecburen beni yanlarına göndermek zorunda kaldı, bir şeyler kullandığımı anlamaları için uzman olmalarına hiç de gerek yoktu. Anneciğimin beni görmesiyle hıçkırarak ağlaması bir oldu, Annemin yanında güçlü görünebilmek için evden çıkmadan önce maddeyi yeni almıştım, çok kullanmadığımı, istediğim zaman bırakabileceğimi ve de bırakmak istediğimi söyledim. Tabii tüm bu söylediklerim maddenin o anki verdiği yalancı güç neticesiyle ağzımdan dökülen sözlerdi. Bu süre çok uzun değildir, hayatta ki, tüm yalan içeren şeyler gibi, ve ben aylarca ailesini görmemiş bir insan olarak üç-dört saat geçti geçmedi, Anneme, ben gidiyorum, dedim. Annem büyük bir şaşkınlık içerisinde şaka yaptığımı sandı ama ben çok ciddiydim, az sonra başlayacak olan krizimin iğrenç görüntüsünü görmelerini asla istemiyordum, zaten yeterince eziliyordum onların karşısında!.. Tabii doğal olarak Annem izin vermedi, baktım ki annem kararlı; bir evladın yapabileceği en kötü şeyi yaptım, aklıma geldikçe yaptığım bu çirkin davranıştan utanç duyuyorum. Krize girmeme çok az süre kaldığını bildiğim için, polisi aradım, yetişkin bir insan olduğumu ailemin beni zorla alıkoyduğunu, evlenmek istediğim kişiyle görüşmeme engel olduklarını söyledim. Polis geldikten sonra ki Annemin suratında ki o hayal kırıklığını ölene kadar unutacağımı sanmıyorum!.. Gelen polislere, ufak bir tartışma neticesi böyle bir tatsızlık oldu deyip geçiştirdikten sonra, ben kendimi sokağa attım, yaratık beni sokağın köşesinde bekliyordu, avını bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi? Eve gidip maddeyi alıp kendime geldiğimde, yaptıklarımı düşündüm birer birer, ilk kez bu derece kendimden korktum ve iğrendim. Bağımlılık beni öyle bir hale getirmişti ki onun tesiri altında en yakınlarımı bile silip attığımı anladım, bu böyle devam edemezdi, yapmış olduğum bu iğrençlik bir dönüm noktası olmuştu hayatımda, ve uyuşturucu hayatıma girdiğinden bu yana; ilk kez bu kadar kararlı görüyordum kendimi, kriz anında ne kadar acı çekersem çekeyim, aileme sığınacaktım.

Bu kararlı halimi kaybetmeden ailemin yanına gittim, beni hemen özel bir kliniğe yatırdılar, içimde hem müthiş bir korku, hem de tekrar normale dönecek olmamın heyecanı vardı. Tam 9 gün hastanede kaldım, ilk günler de çok ama çok acılar çektim, etrafımda ki doktor ve hemşirelerden defalarca yalvararak madde istedim, hatta hastaneden kaçmaya bile çalıştım. Dördüncü günümde savaştan çıkmış bir asker gibi hissediyordum kendimi; yorgun ama başarılı! Yüzüm yavaş yavaş gülmeye başlamıştı ama tedavi için verdikleri ilaçlar çok ağır olduğu için tüm hareketlerim yavaşlıyordu, hastaneden çıktığım gün, Ailemle birlikte hiç vakit kaybetmeden Avusturya?ya gittik. Avusturya?da tam yedi ay kaldım, bu yedi ay süresince hiçbir madde kullanmadım ama bütün gençlik yıllarım İstanbul?da geçtiği için, her ne kadar ailem yanımda da olsa, bu yabancı ülkeye alışamadım. Aileme geri dönmek istediğimi, orada yapacak bir şeyler bulamadığımı söyledim, Onları ikna etmem zor olmadı, çünkü birlikte olduğumuz bu yedi aylık süre içerisinde, tam anlamıyla kurtulduğuma inanmışlardı. İstanbul?a geri döndüm.

18 YAŞIM - 5

Daha geldiğimin ilk haftasıydı, nasıl olduysa anında öğrenmişti, geri geldiğimi, evimize telefonlar etmeye başladı. Telefona, Teyzem çıktığında bile, hiç çekinmeden beni telefona çağırabiliyordu, önceleri; bir-kaç kez benimle görüşmek istediğini söyledi, ben her defasında bu isteklerini geri çevirdim ama bir yandan da bırakmış olduğum madde tekrar beynimi hiç durmadan karıştırıyordu, zira O ne zaman benimle konuşsa, bana maddeyi çağrıştırıyordu. Çünkü bu maddeyi onunla birlikte tanımıştım, beynimde madde ve O, özdeşleşmiş bir haldeydi. Baktı ki, ben görüşmek istemiyorum, son aradığında tehditler savurmaya başladı, eğer onunla görüşmeyi kabul etmezsem eve gelerek bağırıp, çağıracağını gerekirse zorla beni dışarı çıkaracağından söz etti arkasından da ekledi; köşede ki pastanede bekliyorum, diye. Biliyordum gidince kesin madde ile karşılaşacaktım, ve yine biliyordum ki; evden çıkmasam gelip rezillik çıkaracaktı. İşte bu karmaşık düşünceler içerisinde yanına gittim, avına sessizce ve sinsice yaklaşan bir yaratık gibi beni bekliyordu. Çok yumuşak bir giriş yapıp, görüşmediğimiz anlarda neler yaptığımızdan hızlıca bahsettikten sonra, her zaman ki, iğrençliğini gösterdi, ve bana uyuşturucu paketini uzattı, paketi gördüğüm anda beynim karıncalandı, hiç düşünmeden, bana çektirdiği tüm acıları bir anda göz ardı edip, O?nun ısrar etmesine bile gerek kalmadan paketi alıp pastanenin tuvaletine gidip kullandım. Bu kullanmamla birlikte, ikinci kez maddenin o iğrenç çukurunun içine yeniden girmiştim, hem de bile bile!..


Benim Avusturya?da kaldığım yedi aylık süre içerisindeyken, beraber uyuşturucu sattığı arkadaşı yakalandığı için gözü korkmuş ve bu işten para kazanamadığı için de beni tekrar maddeye çekmişti, zira; bu ikinci başlamamla birlikte maddeyi bana para karşılığı vermeye başlamıştı.

18 YAŞIM - 7

Bu sırada, ben burada yokken sokağa yeni taşınan bir genç sürekli benimle ilgileniyordu, bir gün arkadaş olmak istediğini söyledi, iyi birine benziyordu, içimde de yeni bir insanla tanışma isteği ağır bastığı için, olur dedim. Güzel bir arkadaşlığımız başladı, benim ebağımlı olduğumu bilmiyordu, ta ki; bana evlenme teklif edene kadar!.. Bu teklifi duyduğum anda hemen geri çevirdim, çünkü kocaman bir yüreği vardı, üzülsün benim yüzümden acı çeksin istemiyordum, benim çektiklerim başkasına asla bulaşmamalıydı. Bu düşünceler içerisinde olduğum için ona kötü davranmaya başladım, bağımlı bir insan ile yaşamanın zor olduğunu, benim evlenilecek bir insan olmadığımı, her fırsatta ona anlattım ama başarılı olamadım beni nasıl bir sevgiyle sevdiyse, ne kadar kötü davranırsam davranayım, beni terk etmedi. Aslında; terk etmesini de istediğim söylenemezdi, en sonunda evlendik. Benimle madde kullandığımı bile bile evlendiği için, uyuşturucu kullanmama, hiç karışmadı ama her fırsatta bırakmam için elinden gelenleri de yapıyordu ama krize girmeye başladığım anlarda çektiğim acılara O?da dayanamıyordu. Kendisi içmediği halde, Benim için defalarca çıkıp uyuşturucu madde aldı. Evet; eşim asla uyuşturucu bağımlısı olmadı ama şu anda uyuşturucu madde almak suçundan burada. Benimle; her zaman ilgilendi hatta ailemin ilgilenmediği kadar çok ilgilendi, özgürlüğünü tehlikeye atıp gidip bana uyuşturucu aldı, şimdi benim yüzümden buradayız, Onun hakkını asla ödeyemem!

Çok ama çok pişmanım, uyuşturucunun çektirdiği acıları tüm hücrelerime kadar yaşadım, tek yaşamadığım demir parmaklıkların soğuk yüzüydü, şimdi onu da yaşıyorum hem de suçu sadece beni sevmek olan kocamla birlikte!..
  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:49 PM   #3 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

BOŞ KUTU
Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı.

Yılbaşı sabahı küçük kızı , paketi getirip "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utandı...
Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu.

Kızına gene bağırdı:
"Birisine hediye verdiğinde kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?"

Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı. "O kutu boş değil ki baba" dedi. "içini öpücüklerimle doldurmuştum!"
Adam öyle fena oldu ki... Koştu... Kızına sarıldı... Beraberce ağladılar. Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı .

Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı .
  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:50 PM   #4 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

ACI GERÇEK

'Anne-baba, San Francisco'dayım... Artık eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum; yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum...'

'Memnuniyetle oğlum, onunla biz de tanışmak isteriz.'

'Fakat bilmeniz gereken bir şey var... O, savaşta ağır yaralandı... Bir mayına bastı ve bir koluyla bir ayağını kaybetti... Onun şimdi gidecek hiçbir yeri yok... Bu yüzden gelip bizimle kalmasını istiyorum...'

'Bunu duyduğumuza üzüldük oğlum. Belki elbirliğiyle onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz...'

'Hayır anne, baba... Lütfen... Onun bizimle yaşamasını istiyorum...'

'Oğlum' dedi babası... 'Sen, bizden ne istediğini bilmiyorsun... Onun gibi bir özürlü bize korkunç bir yük olur. Bizim kendimize ait bir hayatımız var ve bunun gibi birşeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz... Bence hemen bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. kendi başının çaresine bakacaktır...'

Oğul o anda telefonu kapattı. Ve ailesi ondan, birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon gelinceye kadar haber alamadı...

Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrenir öğrenmez, hemen San Francisco'ya uçtular ve bu olayın kaza değil intihar olduğuna inanan polisler tarafından, cesedi tespit etmeleri için şehir morguna götürüldüler...

Üzüntülü ana baba morgta kendilerine gösterilen evlatlarını tanıdılar ama bu sırada bilmedikleri birşeyi daha öğrenip dehşete düştüler;

Kendi oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı!..

  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:50 PM   #5 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

BEŞ LİRAYA BİR ÇOCUK NE YAPAR

Emine yine heyecanlı bir şekilde babasını bekliyordu. Babasını ne kadar çok sevdiğini babası dahil hiç kimseye anlatamamıştı. Anlatması da zordu. Çünkü daha beş yaşına yeni girmişti. Bu yaşta onun sözlerine kim kulak asardı ki? Fakat bir yolunu bulup babasının kendisine daha çok zaman harcamasını sağlamalıydı.

Bir türlü televizyondan ve gazete parçalarından daha kıymetli olduğunu babasına kabul ettirememişti. Onlara kızından daha çok zaman ayırıyordu. Babası eve gelir gelmez bütün sevecenliğini toplayarak;

- Babacığım siz bir saatte kaç lira kazanıyorsunuz” diye sordu. Babası bu soru karşısında şaşırmakla birlikte bir an önce televizyonda başlayan haber programlarına konsantre olmak için kızını hemen başından savmalıydı. Bunun için;

- Beş lira kızım dedi. Emine bu cevap ile hemen gitmedi. Biraz daha ısrarlı bir şekilde;

- Babacığım bana beş lira verir misin? Dedi. Babası bu muhabbetin uzamasının kendisine çok şey kaybettireceği düşünüyordu. Parayı verip hemen bu işe son noktayı koymalımıydı. Kızını üzmek de istemiyordu. Ama beş lira da çok para.
-
- Git kızım oyuncakların ile oyna. Beş milyon çok para. Emine odasına çekildi. Babası televizyonun karşısına hemen geçip haberleri seyretmeye koyuldu. Bu arada Emine’ nin odasından ağlama sesi gelmeye başladı. Babası televizyonu kapatıp hemen kızının yanına koştu. Yine düşüp bir yerini mi ağrıtmıştı. Odaya girdiğinde kızını yatağın içerisinde ağlar bir şekilde buldu. Kızını kucağına alıp susturmaya çalıştı. Fakat hıçkırıkları durdurmaya muvaffak olamadı. İki, üç dakika bu şekilde ağlama devam etti. Hıçkırık seslerin yavaşlayıp ağlama sesi kesilince babası,

- Kızım ne oldu. Nereden düştün. Niçin ağlıyorsun diye sormaya başladı. Emine;
- Sen bana beş milyon lira vermedin.
- Peki al beş milyon lira ne yapacaksın. Emine bu duruma şahit olan annesi ve babasının kanını durduracak şu güzel cevabı verdi.

- Babacığım sen bir saatte beş lira kazanıyorsun. Ben bu beş lira ile senin bir saatinin satın alacaktım. Ve o bir saatte senin ile istediğim bütün oyunları oynayacaktım

  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:50 PM   #6 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

TEBESSÜM

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

Bütün bunların hepsi, bir TEBESSÜM’ün sonucuydu
  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:53 PM   #7 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

ÖNEMSİZ Mİ ?

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti...

Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü ikna etmeye çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini ulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.
Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."
"Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..."
Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?"
Rektörün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.
Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 01-30-2010, 03:54 PM   #8 (permalink)
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 474
dreamer is on a distinguished road
Standart

ÖLÜMÜNE SEVGİ

Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler.
Tek yaşam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi.
Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve

kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu.
Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip
vermeyeceğini sordu.

Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve
"Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.
Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve
gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı,
ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de
yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu:
"Hemen mi öleceğim?.."
Küçük doktoru yanlış anlamış, ablasına vucudundaki bütün kanı
verip, öleceğini sanmıştı."
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-30-2011, 10:57 PM   #9 (permalink)
arasambulsam
Guest
Mesajlar: n/a
Standart

cap telefonu fiyatları
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Bu Site " Dolgun İnternet Hizmetleri " Altında Barınmaktadır.
Mersin WebTasarım Ve Hosting Hizmetleri