|
![]() |
Gelişmiş Arama |
AnaSayfa
Forum AnaSayfa
Oyun Oyna
Forum Eğlence
Flim Dizi İzle
Bilgisayar Dünyası
Bize Ulaşın & İletişim
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
Üyelik tarihi: Jan 2010 Mesajlar: 474
![]() |
Not-1: Bu notlar 2010 Yargı, İhtiyaç, Nobel Yayınları ve Üniversitelerde Pedagojik formasyon eğitiminde okutulan kitaplar dikkate alınarak tarafımca hazırlanmıştır.
Not-2: Bu notları hazırlayan ben "Bir Rehber Öğretmeniyim." Lütfen bunu dikkate alarak yorumlarınızı yapınız ve varsa hata/eksiklerini bildiriniz. Önemli: Konuların tamamı bu ilk mesaja sığmamaktadır. Bu nedenle konuyu word dosyası halinde tamamını ekledim. En son güncellenen (8 Şubat 2010) halinde word dosyası halinde aşağıdaki linkten indirilebilir. Dosya linki: http://www.rehberlik.biz.tr/dosyalar....kpss.2010.doc GELİŞİM PSİKOLOJİSİ NOTLARI
1. BİREYİN GELİŞİMİ 1.1. GELİŞİMDE TEMEL KAVRAMLAR 1.1.1 Gelişim ve Gelişme: Gelişim;organizmanın, bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönlerden düzenli büyümesi, değişmesi ve istenilen görevleri yerine getirebilecek düzeye gelmesidir. Gelişim; döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç hem nicel hem nitel bir olaydır. Gelişme ise büyüme, olgunlaşma, öğrenme ve hazır bulunuşluk etkileşimlerinin bir ürünüdür. Olgunlaşma ve öğrenme olmadan gelişim olamaz. Gelişme terimi düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi kapsar. Gelişme nicelden çok nitel bir değişikliği belirtir. Mesela, çocuğun bir beceri kazanması gelişme olarak ifade edilir. Gelişme kavramı bir sistem olarak düşünülür. Birçok parçalardan oluşur. Parçalar kendi içinde birer dinamik güçtür. Birbirileriyle bağımlı olarak iş görürler. Sistemin parçalarından birindeki gerilik parçalar arasındaki bağıntılı işleyişi etkiler. Mesela, bedensel özürlü bir çocuk arkadaşlarıyla yeterince birlikte olamadığı ve çeşitli sosyal etkinliklere katılamadığı için sosyal gelişimi aksayabilir. Aynı zamanda zihinsel gelişimi de olumsuz etkilenebilir.
Büyüme sonucunda insan vücudunun yapısında önemli değişiklikler olur. Büyüme sonucunda organizmada çoğalma ve orantı bakımından da önemli değişmeler olur. 1.1.3 Olgunlaşma: Organizmanın doğuştan sahip olduğu potansiyel güçlerin iş görebilecek duruma gelmesidir. Olgunlaşma zamanla kendiliğinden meydana gelen anatomik (kalıtım) ve fizyolojik bir gelişimdir. Kalıtımsal donanımla sınırları belirlenmiş bu gelişim süreci doğum öncesi dönemde başlar ve doğum sonrası dönemde de devam eder. Olgunlaşma çevresel yaşantılardan bağımsız olarak işler. Doğumdan sonraki çevrenin olgunlaşmaya etkisi, değişmeleri hızlandırmak ya da geciktirmek şeklinde olabilir. Olgunlaşma sonucunda ortaya çıkan davranışlar (yürüme, dik durma, sesleri çıkarma) öğrenme ürünü olarak sayılamazlar. Olgunlaşma fiziksel gelişimi etkiler. Mesela, kas ve kemik yapısı yeterli olgunluğa ulaşmadan çocuk yürümeyi öğrenemez. 1.1.4 Hazırbulunuşluk: Olgunlaşmaya göre daha kapsamlı bir kavramdır. Olgunlaşmaya geçmiş yaşantı (deneyimler) ve motivasyonun eşlik etmesiyle, bireyin bir davranışı yapabilmesi için psikolojik olarak uygun duruma gelmesidir Örnek: Bir çocuğun bisiklet kullanabilmesi için önce, el, ayak ve kasların belli bir düzeyde gelişimi (olgunlaşma) daha sonra da bisiklet kullanabilmesi için gerekli olan ön bilgilere sahip olması ve davranış için güdülenmiş olması hazırbulunuşluğa örnektir. 1.1.5 Öğrenme: Bireyin çevresiyle etkileşimi sonucu meydana gelen kalıcı davranış değişikliğidir. Bir davranışa kalıcı şekilde sahip olabilmek için gerekli olgunlaşma düzeyine sahip olması ve Hazırbulunuşluk düzeyinin yeterli olması gerekir. 1.1.6 Yaş (Evre/Dönem): Yaş terimi yerine çoğu kez evre/dönem terimi kullanılmaktadır. Belirli özelliklerin ön plana geçtiği gelişim aşamalarına dönem denir. Dönemler birbirini izler ve her dönem niteliksel olarak bir diğerinden farklılık gösterir. Birey bir dönemi geçemeden diğer döneme atlayamaz ve bir dönemi başka bir zaman aralığında yaşayamaz. Evreler şu özellikleri taşır:
Kritik dönemlerde kazanılamayan yaşantılar ilerleyen dönemlerde zor kazanılır. Mesela; bireyin okuma-yazmayı öğrenmesindeki kritik dönem 6 yaş civarıdır. Bu nedenle 40 yaşındaki okuma-yazmayı ilk kez öğrenmeye çalışan bir yetişkine göre okuma-yazmayı daha çabuk öğrenir. Kritik dönemlerde organizmanın yoksunluğa uğraması, kötü koşullar altında kalması ileride telafi edilemeyecek şekilde organizmanın yapısını ve davranışlarını etkiler. Mesela; hamileliğin ilk üç ayında anne kızamıkçık geçirirse çocuk kör, sağır, beyin zedeli veya deforme bir şekilde doğar. 1.1.8. Tarihsel Zaman: Yeniliklerin ve değişimlerin oluşturduğu zaman bölümünü ifade eder. Gelişimde belli olayların belli zaman bölümlerinde ağırlıkla önemli olduğu bilinmektedir. Bir olay daha önceki veya sonraki zaman bölümlerinde aynı etkiyi ortaya koymaz. Bireyin yaşamını sürdürdüğü zaman dilimi içinde bulunduğu sosyal ve fiziksel çevrede o zaman dilimine ait şartların oluşturduğu gelişimi etkileyen faktörleri ifade eder. Örnek: 1999 İzmit depreminden sonra çocukların depremle ilgili oyunları tercih ettiği görülmüştür. Amerikanın Irak’a girmesi ile birlikte çocukların oynadıkları oyunlarda savaş oyunlarına ağırlık vermeleri. Günümüzdeki bilgisayar ve İnternet destekli öğretim. 1.1.9 Gelişim görevleri (Ödevleri): Her gelişim döneminde bireyden beklenen görevlere denir.
1.2. GELİŞİMİN TEMEL İLKELERİ 1- Gelişim sürekli olan bir süreçtir ve belli aşamalarda (sırayla) gerçekleşir. 2- Gelişim nöbetleşe devam eder. Yani gelişim bazı dönemlerde hızlanırken, bazı dönemlerde yavaşlayabilir. (Mesela bedensel gelişim son çocukluk döneminde / 6-11 yaş yavaşlarken, ergenlik döneminde hızlanır. Bir gelişim alanının çok hızlandığı dönemlerde, diğerleri duraklama gösterebilir. 3- Gelişim kalıtım ve çevre etkileşimin bir ürünüdür. 4- Gelişimde belli eğilimler vardır. Bunlar; - Gelişim baştan aşağıya, içten dışa doğrudur. - Gelişim genelde özele doğrudur. Örnek: Çocuklar bir nesneyi önceleri tüm vücuduyla, sonraları kasları gelişince elleriyle, daha sonra parmaklarıyla tutar. 5- Gelişim bir bütündür. (Bir gelişim alanındaki değişim diğerlerini olumlu veya olumsuz yönde etkiler ve gelişim alanları birbirinden bağımsız değildir.) 6- Gelişimde bireysel ayrılıklar bulunur. Gelişimde olgunlaşma ve öğrenme önemlidir. Olgunlaşma daha çok kalıtıma bağlıdır. Öğrenme çevre ile olan etkileşimi ile kazanılan yaşantılara bağlıdır. Bireylerin kalıtımsal ve çevre ile olan yaşantıları farklı olduğu için gelişim bireylere göre farklılıklar gösterir. 7- Gelişimde kritik dönemler vardır. 1.3. GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1.3.1 Kalıtım: Bireylerin genler yoluyla anne ve babasından aldığı özelliklere kalıtım denir. Anne ve babadan çocuğa kalıtım yolu ile geçen yapıya GENOTİP denir. Zekâ ve bedensel özellikler büyük oranda genotiple belirlenir. Ayrıca bu özelliklere çevre faktörleri de etki yapar. FENOTİP ise bu genetik yapının dışarıdan gözlenebilen şeklidir. Genler (yani kalıtımı belirleyen kromozom parçaları), başat (dominant/baskın) ve çekinik (silik) olmak üzere 2 grupta toplanır. Kalıtımın gelişim üzerindeki etkisi daha çok şunlar üzerinde görülmektedir: -Hareket ve el becerilerinde -Sözel ve sayısal yetenekte -Müzik ve resim yeteneğinde -Çeşitli güdü ve resim yeteneğimde -Genel beden yapısı ve özelliklerinde -Potansiyel bir güç olarak zekâda Kalıtımcı görüşü savunanlar zekânın kalıtımla geldiğini savunurlar. F. Galton araştırmalarıyla bunu destekleyenlerin başında gelmektedir. H.H. Goddard Kallikak ailesini incelemiştir. Kallikak, savaş sırasında geri zekâlı kızla evleniyor ve çocukları oluyor. Birde savaştan sonra iyi bir aileden gelen zeki bir kızla evleniyor. İncelemesi sonucunda zeki kızdan olan çocukların daha zeki oldukları ve daha iyi statülere sahip insanlardan oluştuğunu tespit etmiştir. Buna dayanarak iki kuşak arasındaki bu farklılığı tümüyle kalıtımın etkisine bağlamakta ve geri zekâlı kadından olan çocukların geri zekâlı kuşaklar; zeki kadından olan çocukların da zeki kuşaklar meydana getirdiğini ortaya koymak çalışmıştır. 1.3.2 Çevre: Bireyin yaşadığı ortamdır. Çevre, insan davranışlarını etkileyip genetik olmayan bütün etmenleri içine alır. Çevre, kalıtımsal özelliklere gelişme imkânı verir veya sınırlandırır. Çevre etkenleri arasında iklim, doğa koşulları, fizik koşullar (hava kirliliği, çöpler, atık maddeler vb.); toplumun kültürü ve dolayısıyla antropolojik etkileri sayabiliriz. Kişiliği ve özellikle kişilik bozuklarını anlamak için bireyin ilk yaşlardaki toplumsal çevresini bilmek gerekir. Çünkü toplumsal çevre çocuğun bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimini önemli ölçüde etkiler. Bu nedenle çevrenin etkisini; -Bazı fiziksel görünüm özelliklerinde -Zekânın kullanım oranında -Bazı kişilik ve karakter özelliklerinde görebiliriz. Çevreci görüşe göre; bireyin içinde bulunduğu ortamın niteliği onun gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Locke ve Descartes gibi düşünürler çevresel etkenlere çok önem vermişlerdir. J. Locke; çocukların doğduğunda zihinlerinin boş bir levha olduğunu ileri sürerek bilgi, beceri ve değerlerin kazanılmasında yaşantıların önemli olduğunu belirtmiştir. Yani Locke, insanda iyi veya kötü, yararlı veya zararlı gördüğümüz şeyler eğitim yoluyla alınan şeylerdir der. Watson, çevrenin sonsuz gücüne inanmakta ve çocukların uygun ortamlar sağlandığında istenilen biçimde yetiştirilebileceğini savunmaktadır. J. J. Rousseau “Emilie” adlı romanında, çocuğun dünyaya saf, temiz ve iyi olarak geldiğini, daha sonra çocuğun toplumla ilişkileri sonunda bu saf, temiz ve iyi halinin bozulduğunu ileri sürerek gelişimde çevrenin etkili olduğunu savunmuştur. 1.3.3 Kritik dönem: Organizmanın çevrenin etkilerine (uyaranlarına) daha duyarlı oldukları dönemleri ifade eder. Öğrenmede belli uyarıcıların en güçlü etkiye sahip olduğu bazı dönemler vardır. Bireyler bu dönemlerde bazı öğrenmelere karşı daha duyarlıdır ve diğer dönemlere göre daha hızlı öğrenirler. Kritik dönemlerde kazanılamayan yaşantılar ilerleyen dönemlerde zor kazanılır. Mesela; bireyin okuma-yazmayı öğrenmesindeki kritik dönem 6 yaş civarıdır. Bu nedenle 40 yaşındaki okuma-yazmayı ilk kez öğrenmeye çalışan bir yetişkine göre okuma-yazmayı daha çabuk öğrenir. Tarihsel Zaman: Yeniliklerin ve değişimlerin oluşturduğu zaman bölümünü ifade eder. Gelişimde belli olayların belli zaman bölümlerinde ağırlıkla önemli olduğu bilinmektedir. Bir olay daha önceki veya sonraki zaman bölümlerinde aynı etkiyi ortaya koymaz. Örnek: 1999 İzmit depreminden sonra çocukların depremle ilgili oyunları tercih ettiği görülmüştür. Amerikanın Irak’a girmesi ile birlikte çocukların oynadıkları oyunlarda savaş oyunlarına ağırlık vermeleri. Günümüzdeki bilgisayar ve İnternet destekli öğretim. 1.4. GELİŞİM GÖREVLERİ (ÖDEVLERİ) Havighurst, bireylerin gelişiminin dönemler halinde gerçekleştiği ve her dönemin kazanılması gereken özelliklerinin bulunduğunu belirtmiştir.Her dönemin gerektirdiği gelişim görevleri kazanılmazsa bir sonraki dönemde kazandırılması zor olur. Havighurst’a göre bu gelişim görevleri şöyledir: Bebeklik dönemi gelişim görevleri (0-2 yaş) Fiziksel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir.
Fiziksel gelişim yavaşlar.
Fiziksel gelişimin en ağır olduğu dönemdir.
1.5. GELİŞİM ALANLARI 1.5.1. FİZİKSEL VE PSİKOMOTOR GELİŞİM Fiziksel (Bedensel) gelişim; Çocuğun boy ve kilosunun artışı ile birlikte vücut sistemlerinin gelişip olgunlaşma sürecidir. Bu süreç döllenmeden başlar ve yaşam boyu devam eder. Psikomotor (devinimsel) gelişim ise; Çocuğun kol ve bacaklarıyla tüm organlarını kullanmada güç, hız ve uygunluk sağlamasına ve bedenini denetim altına almada becerikli duruma gelmesine denir. Psikomotor gelişim büyük oranda fiziksel gelişime bağlıdır. Kişinin psikomotor gelişimi onun çevreyi tanımasında, çevreye uyum sağlamasında ve çevreyi yönetmesinde önemli rol oynar. Fiziksel gelişim doğum öncesi ve doğum sonrası diye 2’ye ayrılmaktadır. 1. Doğum öncesi dönem Döllenmeden doğuma kadar olan bir dönemdir. Fiziksel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönem 3’e ayırılır. a) Ovum (Dölüt) Evresi (İlk 2 hafta) b) Embriyo Evresi (3 -9 hafta aralıkları) c) Fetüs Evresi (3. aydan doğuma kadar) Embriyo aşamasında insan şeklini almaya başlar. Çevre etkisine en açık olduğu dönemdir. Çocuğun cinsiyetini Y kromozomu belirler. Çocuğun çevresindekileri algılaması Fetüs dönemiyle başlar. 2. Doğum sonrası dönemler a-) 0-2/3 yaş (Bebeklik) dönemi: Doğum sonrası bedensel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Bebeğin boyun ve baş kasları büyür. Boy ve ağırlık hızla gelişir. Bebek için en önemli ve en gelişmiş duyusu işitme duyusudur. 2 yaşında özellikle psikomotor ve sinir sisteminde hızlı gelişme olur. Psikomotor gelişiminde 2 hareket göze çarpar; refleksif hareketler ve denetimsiz genel vücut hareketleri. Bu dönem ödevleri ise şunlardır;
Bu dönem ödevleri ise şunlardır;
Bu dönem ödevleri ise şunlardır;
Bu dönem ödevleri ise şunlardır;
1.5.2. BİLİŞSEL (ZİHİNSEL) GELİŞİM Bilişsel gelişim, bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan, aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişimdir. Bilişsel gelişim konusunda en önemli temsilci J. Piaget’tir. 1.5.2.1 PİAGET’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI Piaget, bilişsel gelişimi biyolojik ilkelerle açıklamıştır. Bireyi bilgi kazanma sürecinde aktif olarak kabul etmiştir. Piaget önce zekâyı tanımakla işe başlaşmış ve daha sonra bilişsel gelişme kuramını geliştirmiştir. Piaget zekâyı, çevreye uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlamıştır. Piaget’e göre bilişsel gelişim süreci şu öğeler yoluyla gerçekleşir (etkileyen faktörler) 1-) Olgunlaşma: Bazı bilişsel süreçlerin fiziksel yeterliliklerin artmasına bağlı olarak gelişmesidir. Bilişsel gelişim beyin ve sinir sisteminin olgunlaşmasına paralel olarak gelişir. Mesela; yeterli fiziksel olgunlaşma olmadan dil gelişimi gerçekleştirilemez. Biyolojik olgunlaşma olmadan, deneyim, sosyal etkileşim ve dengeleme olamaz. 2-) Yaşantı (Deneyim) : Zihin gelişimi kişinin geçirdiği yaşantı zenginliği ile ilişkilidir. Yaşantı, zihinsel gelişimi arttırır. Bireylerin sosyal ve fiziksel çevreyle gerçekleştirdikleri her türlü etkileşim ve yaşantılardır. 3-) Sosyal etkileşim/geçiş (Toplumsal aktarma) : Çocuğun, aileden, arkadaşlarından, öğretmeninden, tv’den öğrendiklerini zihinsel olarak alma kapasitesi ile ilgilidir. 4-) Dengeleme: Yukarıdaki üç etmeni bir araya getirerek zihinsel yapıyı inşa etmektir. Çocuk için yeni gelen her bilgi dengeyi bozarak zihinde gerilim oluşturur. Özümleme ve uyumsama süreçlerinin birbirleriyle etkileşimi sonucu bu denge yeniden sağlanır. Zihin tüm hayatı boyunca bu dengeyi sağlama eğilimindedir. -Örgütleme: Bilgileri, olayları ve süreçleri sistematik ve tutarlı hale getirmek için birleştirme eğilimidir. Burada eski ile yeni bilgiler arasında bir ilişki kurularak birleştirme yapılır. Bireyin davranışlarını ilk çocukluk yıllarında refleksler oluşturur. Daha sonra biyolojik olarak olgunlaştıkça ve çevre ile etkileşimi sonucu yaşantı kazandıkça, çocuk bilinçli hareketler göstererek çevresine uyum sağlamaya başlar. Bireyin her uyum hareketi organize edilmiş bir davranışın parçasıdır. Birey tüm yaşantı ve öğrenmeleri sürekli bir dengeleme etkinliği içinde gerçekleştirir. 5.5.2.1.1 PİAGET’İN BİLİŞSEL GELİŞİMİNDE TEMEL KAVRAMLAR 1-Zekâ: Çevreye uyum sağlayabilme yeteneğidir. 2-Şema: Çevreyle etkileşim sonucu oluşan, yeni gelen bilgilerin yerleştirileceği bir zihinsel çerçeve veya kalıptır. Bu şemalar örgütlenmiş davranış ve düşünce kalıplarıdır. İnsanların sahip oldukları ilk şemalar emme ve yakalama refleksleridir. Bu şemaları insan doğuştan getirir. Çeşitli yaşantıları sonucunda insanlar yeni şemalar edinir ve bu tüm hayat boyunca sürer. 3-Uyum sağlama (Adaptasyon) : Bireyin çevresiyle etkileşerek, çevresine ve çevresindeki değişikliklere uyum sağlamasıdır. Bu 2 türlü gerçekleşir: Özümleme ve uyumsama Özümleme (asimilasyon): Bireyin yeni karşılaştığı durumları önceden var olan şemaların içerisine yerleştirmesi ve açıklamasıdır. Birey yeni karşılaştığı bu durumları daha önceki benzer şemalara yerleştirerek bir genelleme yaparak açıklamaya çalışır. Yani özümseme de şema içinde bir değişikliğe neden olmaz. Şemanın kapsam ve nitelikleri aynen kalır. Günlük yaşantımızda ilk kez karşılaştığımız şeyleri, bilinen şeylere benzeterek açıklama davranışımız bu özümseme davranışına örnektir. Mesela; hayatında ilk kez leopar gören bir çocuk daha önce edindiği kedi şemasına leoparı yerleştirerek, leoparı kedi olarak tanımlayacaktır ve köpeklere yaptıklarını (sevme, dokuma gibi) yapmaya çalışacaktır. Uyumsama (Akodomasyon / yerleştirme) : Mevcut şemayı yeni durumlara, nesnelere veya olaylara göre yeniden biçimlendirme süreci veya yeni şemaların oluşturulması sürecidir. Uyumsama da yeni şemalar oluşturulur veya daha önceki şemaların kapsamı ve nitelikleri değiştirilir. Uyumsama, karşılaşılan bir durumda eski şema işe yaramadığında ortaya çıkmaktadır ve böylece yeni şemalar zorunlu olarak oluşturulmaktadır. Mesela; köpeklere kedilere davrandığı gibi davranan çocuk, köpeğe yemesi için süt verir, onun havladığını ve kemik yediğini görünce köpeği kedi şemasından çıkarır, ayrı bir köpek şeması oluşturur. 4-Dengeleme: Özümleme ve uyumsama süreçlerinin birbirleriyle etkileşimi sonucu dengeleme gerçekleşir. Birey yeni karşılaştığı bir bilgi veya durumla kendisinde önceden var olan bilgi ve deneyimleri arasında ilişki kurarak denge durumuna ulaşır. (yani öğrenir.) Çocuk için yeni olan her şey dengeyi bozar, özümleme ve uyum süreçleri ile bu denge yeniden sağlanır. 1.5.2.1.2 PİAGET’E GÖRE BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ 1-Duyusal Hareket dönemi (Sensori-Motor) (0-2/3 yaş) -Refleksler, bu dönemin temel özelliğidir. -6. ve 8. aylarda refleksli davranışlardan amaçlı davranışlara geçer. -9-10. aylarda nesnelerin sürekliliği (kalıcılığı) ilkesi gelişir. -Ses Bulaşması: Bir bebek ağlarsa, diğer bebeklerde ağlamaya başlar. -Kendini dış dünyadan ve nesnelerden ayırt eder. -Ayrılık kaygısı yaşanır. (Anneden ayrılma korkusu) -İlk deneme-yanılma (yaparak-yaşayarak öğrenme) öğrenmeleri oluşur. -Döngüsel tepkiler ortaya çıkar. Döngüsel tepki; bebeğin belli türdeki davranışları ısrarlı bir şekilde tekrarlamasıdır. Döngüsel tepkiyle çocuk önceden rastlantı sonucu bulduğu ve zevk aldığı hareketleri artık “Bilinçli” olarak yapmaya başlar. Yani rastlantı sonucu bulduğu, zevk aldığı ve başardığı hareketi bilerek sürekli olarak yapar. -Devresel tepki oluşur. Devresel tepki, döngüsel tepkiyi de kapsayan ve çocuğun 6 yaşına gelinceye kadar davranışları, sürekli yapmasını sağlayan bilişsel bir süreçtir. Devresel tepki; çocuğun yaptığı bir davranışı sürekli tekrarlamasıdır. Mesela yeni öğrendiği bir şarkıyı sürekli olarak söyler. Bu özellik işlem öncesi dönemde daha çok görülür. Döngüsel tepki, devresel tepkinin başlangıç aşamasıdır. -Devresel tepkiler daha sonra tekrarlana tekrarlana alışkanlıkları oluştururlar. -Model alma ve taklit etme kökenli davranışlar ortaya çıkar. Başlangıçta sadece görebildiklerini taklit eder. İlerleyen zamanlarda görmüş olduğu bir olayı, olay kalktıktan sonra tekrarlaması ertelenmiş taklittir. 2-İşlem öncesi dönem (2/3-7 yaş): 2 döneme ayrılır. Sembolik (2/4 yaş), sezgisel (4-7 yaş) dönem a-) Sembolik dönem (2/4 yaş) : -Dil gelişimi çok hızlıdır. Ancak kullanılan kavramlar çocuğa hastır yani çocuğa özeldir. (Çocuk kelimeleri kullanmaya, sembollerle nesneler arasındaki ilişkiyi kurmaya başlarlar.) -Sembolik zekâ ve düşünme gelişimi başlar. (Bir şeyi başka bir şeyle canlandırabilir.) Sembolik fonksiyonları kullandığı durumlardan biri de sembolik oyundur. Mesela; çocuk çubuklardan gemi yapıp derelerde veya su birikintilerinde onları yüzdürürler ve o gemilerin kaptanı olurlar. -Mantık yürütme çok yüzeyseldir ve gelişmemiştir. -Benmerkezcidirler. (Yani dünyayı başkaları açısından görmezler.) Dünyanın merkezi kendisidir. (Egosantrik düşünce) -Paralel oyun: Benmerkezliğin bir devamı olarak, aynı anda, diğer çocuklarla beraber oynamasına rağmen, diğerlerinin oyunlarına dikkat etmeden çocuğun kendi oyununu oynamasıdır. -Kollektif Monolog: Karşısındakini dinlemeden, onun kendisini dinlediğini varsayarak konuşmadır. Çocuklar bir arada toplu konuşma halinde etkileşime girer ve hep bir ağızdan konuşurlar. -Animizm (canlıcılık) : Canlı ve cansız nesneler arasında ayırım yapamama durumudur. Çocuk cansız nesnelere canlılık özellikleri yükler. Mesela; kız çocuklarının oyuncak bebeklerine yemek yedirmesi, kolunu kırdığı bebekten defalarca özür dilemesi -Sezgilerine dayalı olarak mantık yürütmeye ve problem çözmeye başlar. -Somut işlemlere doğru bir geçiş aşamasındadır. -İlk akıl yürütmelerin başladığı dönemdir. -Özelden özele akıl yürütme vardır. (olayları yalnızca geçirdiği yaşantılara bağlı olarak tek yönlü düşünürler.) -Odaklama (merkezleme-tek boyutlu) düşünme: Çocuğun dikkatini bir olay ya da nesne ile ilgili özelliklerden yalnızca birisine verebilmesidir. -Korunum ilkesi kazanılmamıştır. (şekilsel değişme olduğu zaman kütlenin de değiştiğini zanneder.) -Maddeleri sadece bir özelliğine göre sıralayabilir ve sınıflandırabilir. -İşlemleri tersine çeviremezler. (A=B’dir, fakat B=A değildir) -Bu dönemin sonuna doğru benmerkezli davranışlarda azalmalar görülür. -Ahlaki bağımlılık: Çocuk dıştan gelen (anne-baba) yasa ve kurallara göre davranır. -Soru sorma: Özellikle 3–6 yaşlarda ilgi ve merak geliştiği için çocuk sürekli olarak sorular sormaya başlar. -Kişilerin Sürekliliği: Çocuk annesinin elbiselerini giyen bir kadının, kendi annesi olmadığını anlar. -Yapaycılık: Güneş ya da Ay yapay olarak hazırlanmış bir nesnedir çocuğa göre. Güneş’in geceleyin ateşi söner, sabah ise yakılır. 3- Somut işlemler dönemi (7-11/12 yaş) - Olaylar ve nesneler üzerinde mantıksal düşünme başlar. - Sayıları kullanmayı ve kümelemeyi öğrenir. - Somut olduğu müddetçe karmaşık problemleri çözebilirken, soyut problemleri ç çözemez. - Nesneleri birden fazla özelliğine göre sınıflayabilir. (Çok yönlü mantıksal düşünme) - İleriye ve geriye doğru düşünebilir. Yani işlemleri tersine çevirebilir. (Evden okula gittiği yoldan aynı sıra ile geri dönebilir.) - Benmerkezci düşünceden uzaklaşır. (olayları ve dünyayı başkaları açısından görebilirler. / empati yapabilirler.) Sosyal davranışlara yönelir. - Korunum ilkesi kazanılmıştır. (Maddenin görünümü değişse bile özü değişmez.) - Dolaylı gerçeği kavrayabilme: Çocuk bir olayın ya da nesnenin sadece görülen ya da yüzeyde kalan tarafını değil görünmeyen ve yüzeyde kalmayan tarafını da algılar. Sarı renkli kapaklı bir kitabı, beyaz renkli bir kaplıklakapladığınızda gerçek rengini sorduğunuzda “Sarı” der ve gerçek rengini bilir. - Dönüşümsel Düşünme: Daha önce yaşanmış bir olayı kafasında canlandırıp anlatabilir. - Dönüşebilirlik: Bir nesnenin görünümü değişse bile yine aynı hale gelebileceğini kestirebilir. (Bir buzun yeniden suya dönüşeceğini bilmesi gibi.) 4-Soyut (Formel) işlemler dönemi (11/12 yaş ve daha üstü) -Ergenlik dönemiyle başlar. -Soyut düşünebilme başlamıştır. Ayrıca soyut kavramları ve düşünceleri (özgürlük, adalet gibi) anlayabilerek mantık yürütebilir. -Üst düzey akıl yürütebilir ve bilimsel düşünme gerçekleşir: Problemlerin çözümünde tümevarım, tümdengelim gibi akıl yürütme yollarını kullanır. Hipotez oluşturabilir ve test edebilir. Gerçek durumlar ile olasılıklar arasındaki ilişkileri kurabilir. -İdeal, fikir, değer ve inanç geliştirebilirler. -Bu dönemde üç türlü düşünme görülür. Benmerkezci düşünme, birleştirici ve göreceli düşünme -Ergen egosantrizm (Benmerkezcilik) : Kendi düşüncelerinin ve söylediklerinin en doğru olduğunu düşünür. Herkesin kendisiyle uğraştığını ve onu takip ettiğini (Hayali seyirciler kurgular) düşünür. Diğer insanların kendileriyle ilgili düşüncelere aşırı önem verirler. Bu nedenle ayna karşısında bol bol zaman geçirilir. Ergen kendine özgü dramatik senaryolar, hüzünlü hikâyeler geliştirir. Örneğin; hiç evlenemeyeceğini, iş bulamayacağını düşünür. Ergen kendisini ünlü bir sporcu, sanatçı, film kahramanı gibi hayal eder. Âşık olur ve "kimsenin kendisi kadar sevemeyeceğini" düşünür. (Kişisel efsane) -Birleştirici düşünme: Birey değişken birkaç özellik veya değişken içeren problemleri çözebilir. Bir problem durumunun birden fazla değişkeni barındırdığını ya da bir problemin birden fazla çözüm yolunun (hipotez geliştirme) bulunduğunu anlar. -Göreceli düşünme (Kişiye, zamana ve yere göre düşünme) : Diğer bireylerin düşüncelerine göre kendi orijinal düşüncelerini geliştirir. Örneğin; birey kendi ahlaki değerlerini geliştirir. Kendi doğruları ile başkalarının (anne-baba ya da öğretmenlerinin) doğruları arasındaki farkı anlar ya da birey bir fotoğrafa bakarken kendine göre sol taraf ile fotoğrafa göre sol taraf arasındaki farkı anlar. -Hızlı bedensel büyüme: Bedendeki hızlı büyümenin sonucu sinirlilik, sakarlık ve uzun süre dikkati kullanamama görülür. -Üreme sistemlerinin gelişimi: Beynin cinsel fonksiyonlarla ilgili salgılar üretmesi sonucu zihinsel gelişimde kısa dönemli farklılıklar görülür.
1.5.2.2. BRUNER’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI Bruner’e göre bilişsel gelişim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Bilişsel gelişimde dil faktörünün önemli olduğunu savunmuştur. Bilişsel gelişim ona göre 3 aşamada oluşur: Eylemsel (0-3 yaş), İmgesel dönem (3-6 yaş) ve Sembolik dönem (7 yaş ve üstü) 1-Eylemsel dönem (0-3 yaş): - Çocuk bu dönemde çevreyi eylemlerle anlar ve bilgi toplar. Çevredeki nesneleri, ona dokunarak, vurarak, ısırarak, hareket ettirerek tanır. - Nesnelerle doğrudan etkileşime geçerek yani yaparak yaşayarak öğrenir. - Bilgi eylemlerle temsil edilir. - Devinim (eylemler) duyusal zekâyı ilgilendirir ve onu geliştirir. Örnek: Kaşığın yemek yediği, bisiklet bindiği bir nesnedir. Not: Piaget’in duyusal hareket dönemine karşılık gelir. 2-İmgesel dönem (3-6 yaş): - Bu dönemde bilgi imgelerle (kavram ve sözcükler) elde edilir. - Görsel bellek gelişmiştir. - Algı önemlidir. Bir olayı, nesneyi nasıl algılarsa zihninde o şekilde canlandırır. - Çocuk bir olayı ve nesneyi görmeden de resmedebilir. --> Bu dönem Piaget’in işlem öncesi dönemini karşılar. Gardner ise, bu dönemi “Uzaysal-mekânsal dönem” diye tanımlamaktadır. Örnek: Çocuk oturma odasının resmini çizer veya anlatabilir. 3- Sembolik dönem (7 yaş ve üstü): - Çocuk yaptıklarını ve anladıklarını sembollerle açıklar. - Yaşamın tamamıyla mecazlar, grafikler, formüller ve simgeler yoluyla kavranmasını kapsar. - Dil, mantık, matematik, müzik alanlarının sembollerini kullanır. --> Bu dönem Piaget’in soyut işlemler dönemine denk gelmektedir. 1.5.2.3. VYGOTSKY’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI Bilişsel gelişimde psikolojik süreçlerden çok çocuğun sosyal çevresinin ve kültürünün önemli etkiye sahip olduğunu savunur. Ona göre tüm öğrenmelerin kaynağı sosyal çevredir. Ayrıca dilinde bilişsel gelişimde etkili olduğunu savunur. Çocuğun bilişsel gelişiminde yetişkinlerin (özellikle öğretmenlerin) ve diğer çocukların etkisinin çok olduğunu savunur. - Yakınsal Gelişim Alanı: Çocuğun tek başına yapmakta zorlandığı veya başarılı olamadığı, ancak yetişkin rehberliğinde başarabileceği görevler- davranışlara denir. Örnek: Çocuk yeni kelimeler öğrenirken okumakta zorlanıyorsa ebeveynleri bu kelimeleri okuyarak çocuğun kelimeleri işitmesine yardımcı olabilir. - İşbirlikli Öğrenme: Birey tek başına öğrenebileceğinden çok daha fazlasını yakın çevresinin desteği ve işbirliği ile öğrenebilir. - İçsel Konuşma: Üst düzey zihinsel işlevlerin sosyal ilişkilerden kaynaklandığını düşünür. İçsel konuşma benmerkezli konuşma sırasında, çocuğun içine doğru dönmesi ile ortaya çıkar. Böylece içsel konuşma zihinsel süreçlere ve bilinçli anlamaya yardımcı olur. Yani birey kendi kendi ile konuşarak farkındalık yaratır, kendini anlar, durumu değerlendirir ve böylece zihinsel gelişimine katkı yapar. Öğretmen ve yetişkinlerin görevi, dışsal denetimi giderek azaltarak çocuğun içsel denetimini beslemek ve kendi kendisini düzenlemesini desteklemektir. Yani çocuk kendi kendine bağımsız düşünmeli ve problemleri kendi kendine çözmelidir. Vygotsky’e göre bilişsel gelişime etkisi olan faktörler şunlardır:
1.5.2.4. GAGNE’NİN ZİHİNSEL GELİŞİM KURAMI Çocuk dünyaya geldiğinde her şeyi almaya hazır halde gelir yani doğuştan öğrenmeye hazırdır. Çocuğun zihinsel gelişimi de bu doğuştan donanımla elde ettiği deneyimlerinin birikimine bağlı olarak ortaya çıkar. Onun içim tüm bilgilerin kaynağı deneyimdir. Bu deneyimler yolu ile birey basitten karmaşığa doğru bir sıra ile zihinsel gelişimini sürdürür. Gagne bu zihinsel gelişim sürecinin 8 döneme ayırmaktadır: 1. İşaret öğrenme (Uyarıcılara karşı tepki verme öğrenilir.) 2. Uyarıcı davranım ilişkisini öğrenme (Edimsel koşullanma yoluyla öğrenme gerçekleştirilir.) 3. Zincirleme (Uyarı ile davranım arasındaki ilişkiyi, belli bir sıra ile öğrenme esastır.) 4. Sözel bağ kurma (Kelimeler ile anlamları arasında ilişki kurma esastır.) 5. Ayırt etmeyi öğrenme (Çeşitli uyarılar arasındaki farklı öğrenme ve buna bağlı olarak farklı uyarıcılara farklı tepki verme esastır.) 6. Kavram öğrenme (Birbirine benzer özellikleri olanlardan bir grup oluşturma ve belli ölçülere göre nesne veya olayları gruplama esastır.) 7. İlke öğrenme (Yol gösterici olan ve problem çözmeyi kolaylaştıran bilgileri edinme ile ilgilidir.) 8. Problem çözme (Öğrenilen ilkeleri kullanarak karşılaşılan problemleri çözmeye işaret etmektedir.) 1.5.3 DİL GELİŞİMİ Dil, insanın düşünceleri aktarmasında kullandığı sembolik bir araçtır. Dilin temel işlevi iletişim kurmaktır. İnsanlar dil ile toplumsallaşır. Dil gelişimi bilişsel gelişime paralel olarak ortaya çıkar. Bu nedenle bilişsel gelişimde ilerleme kaydedildikçe dilin kullanılma kapasitesi de o oranda artacaktır. Dil gelişimi, olgunlaşma ve öğrenmeye bağlıdır. Fiziksel ve bilişsel gelişim, dil gelişimine zemin hazırlar. Dolayısıyla bunların gelişimi paraleldir. 1.5.3.1 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER - Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi - Evde kullanılan dilin niteliği (yetişkinler konuşmalarıyla çocuklarına iyi örnek olmalıdır. Çünkü çocuklar onları taklit etmektedir.) - Kitle-iletişim araçları (Tv, Bilgisayar vb.) - Duyusal ve fiziksel engel: Duyu ve sinir sisteminin sağlamlılığı ve bütünlülüğü dil gelişiminde etkilidir. Ağır işitme kaybı, görme özrü, koklama ve tat alma duyularındaki bozukluklar çocuğun dil gelişiminde olumsuz yönde etkilemektedir. - Zihinsel engel: Zihinsel gelişimin yetersizliği çocuğun dil gelişimini olumsuz etkiler. - Olgunlaşma: Çocuk belirli bir olgunluğa erişemedikçe konuşamaz. - Duyusal durum: İlk çocukluk döneminde çocuğun karşılaştığı duygusal güçlükler onun konuşmasını olumsuz etkiler. - Sağlık: Çocuğun sık sık hastalanması veya uzun süren şiddetli hastalıklar konuşma gelişimini geciktirebilir. -Cinsiyet: Kız çocukları erkeklere göre daha erken konuşur. 1.5.3.2 DİL GELİŞİMİ İLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR 1-) Davranışçı Yaklaşım: Dil gelişimi taklit ve pekiştirme yoluyla olur. Pekiştirilen sesler öğrenilir, pekiştirilmeyen seslerin sıklığı söner. 2-) Biyolojik (Doğuştancı-Psikolingustik) Yaklaşım: Dil gelişimini biyolojik ve psikolojik temellere göre inceleyen akımdır. Temsilcileri Chomsky, McNeill ve Lenneberg’dir. Dil gelişiminin temeli biyolojiktir, ancak çevresel koşullardan bağımsız değildir. Dil gelişimi daha fazla olgunlaşmanın (biyolojik) etkisi altındadır. Chomsky’e göre; insanlar doğuştan konuşma ve iletişim yeteneğine sahip olarak doğar. Buna göre çevresel koşullar ve alt yapı sağlandığında dil çabuk öğrenilir. Çocuk belirli bir biyolojik olgunluğa eriştikten sonra, konuşmayı öğrenirler. Dil gelişiminde çocuk önce cümle yapısını kavrar, daha sonra yeni cümleler üretir. Çocuk dil öğrenmede önce isimleri sonra fiilleri daha sonra da sıfatları öğrenir. 3-) Sosyal Öğrenme kuramı ( A. Bandura) : Çocuk sosyalleşme sürecinde modelleri (başta anne-baba) gözler ve taklit eder. Yani dil gelişiminin temeli “model alma”dır. Bebek için anne-babanın model olması, çocuğun onları taklit etmesi, anne-babanın pekiştirmesi ve düzeltici bilgiler vermesiyle dil öğrenilir. 4-) Piaget’in Dil gelişimi kuramı 2- Babıldama (2-5 ay): Ünlü ve ünsüzlerin birlikte çıkarılması, Ma-ma, ba-ba gibi. Kendi kendine sesler tekrar edilir. Bu sesler ve heceler evrenseldir, yani çocuğun anadiline özgü değildir. 3- Heceleme devresi (6-12 ay): Konuşma organları olgunlaşmıştır. Bebek heceleri çıkarmaya başlar. Ana diline özgün sesler çıkarmaya başlarlar. En geç bu dönemin sonunda annesinin sesini tanımaya başlarlar. 4- Tek sözcük evresi (12-18 ay): Konuşmada kritik dönemdir. Çocuğun ilgisi konuşmadan çok çevreyi keşfetmeye yöneliktir. Çocukların, ilk başlarda çıkardıkları tek sözcükler çok anlamlıdır, tek sözcükle çok şey anlatılmak istenir. Çocuklar, özel sesleri tek bir sözcükle kullanarak anlamlı üniteler oluşturacak şekilde birleştirirler. Buna morgem denir. Örneğin; çocuk "kedi" dediğinde "kedi burada", "kedi gitti" anlamları annesi tarafından anlaşılır. Bu dönemde çocukta kavram gelişimi görülür. Kavram gelişimi; çocuğun duyu organlarıyla aldığı bilgiyi, nesnelerin zihinsel tasarımına dönüştürme işidir. Örneğin; çocuk, çevresinde gördüğü nesnelere masa, kitap, top, portakal gibi sembolik anlamlar (işaretsel işlev) yükler. Bu dönemde gelişen diğer bir ifade ise alıcı ve ifade edici dildir. Çocukta kavrama, sözcük üretiminden önce gelişir. Örneğin; 18 aylık bir çocuğa "Attaya gidelim." dediğinde bunun anlamını alacak ve hazırlanacak, fakat kendisi "Attaya gidelim." anlamını düzgün bir cümle kurarak ifade edemeyecektir. Yani söyleneni kavrayabilecek (alıcı dil) ancak cevabı (karşılığını) üretmekte zorluk (ifade edici dil) çekecektir. 5- Telgrafik konuşma (18-24 ay): Sözcüklerin birleştirildiği dönemdir. Kelime hazinesi artmıştır. Çocuk bütün düşündüklerini ya da cümlenin tamamını iki kelimeye yansıtır ve ifade etmeye çalışır.İki kelime peş peşe söylenerek anlamlı sözcükler oluşturulmaya çalışılır. Ayrıca bu dönemde bağlaç kullanılmadan sözcükler kullanılır. (“Anne iş” demekle “anne işe gitti” demek istemektedir.) 6- İlk gramer devresi (24-60 ay): Gramer kurallarına göre cümleler kurulur. Kelime hazinesi iyice gelişmiştir. Gerek bu dönemde herekse daha sonraki dönemlerde, çocuklar öğrendikleri bazı gramer kurallarını başka durumlara uygularken hata yaparlar. Çocuklar öğrendikleri kuralları, ilgili olan ya da olmayan bütün durumlarda kullanmasına aşırı kurallaştırma, kuralların sadece öğrenilen örnekte kullanmasına ise eksik kurallaştırma denilir. 1.5.4. KİŞİLİK GELİŞİMİ Kişilik,bireyi başkalarından ayıran, doğuştan getirilen (Mizaç) ve sonradan kazanılan özellikler (Karakter) bütünüdür. Yani kişilik mizaç ve karakterin birleşmesinden oluşan bir bütündür. Bireyin kişilik özellikleri; ilgiler, yetenekler, duygular, güdü, değerler, inançlar, tutumları, düşünceler, görüşler, sosyal-bilişsel-fiziksel özellikler, karakter ve mizaçtan (huy) oluşur. Kişilikle ilgili kavramlar: 1-) Huy (mizaç): Kişiliğin biyolojik ve fizyolojik yönüdür. Kişiliğin bu yönü doğuştan getirilir ve değiştirilemez. Sinirlilik, neşelilik, içe dönüklük, dışadönüklük, soğukkanlı olma gibi kişiliğin özellikleri mizaçtır. 2-) Karakter: Bireyin toplumun sosyal değerlerine uygun davranış gösterme özelliğidir. Yani kişiliğin ahlaki yönüdür. Çevreden kazanılır ve eğitim ile şekillenir. Dürüstlük, sevecen olmak, sahtekâr olmak, mücadeleci, sorumsuz olma gibi ifadeler karakter özelliğidir. 3-) Tutum: Bir kişinin herhangi bir nesneye veya duruma karşı genel bir duygusunu, değerlendirmesini veya belirli şekilde tepki göstermesini ifade eder. Bu tepki veya değerlendirme olumlu da olabilir olumsuz da olabilir. Tutumlar kişiye özgüdür. 4-) İstidat (Yatkınlık): Bireyde doğuştan var olan ama ortaya çıkmamış özellikleridir. 5-) Yetenek: Doğuştan insanda var olan istidatların çevrede işlenerek işe yarar hale getirilmesidir. Yani istidatları ortaya çıkmış halidir. 6-) Benlik: Bireyin kendi kimliğidir. Bireyin kendisine ilişkin algılarıdır. 7-) Özgüven: Bireyin kendisine tam güvenmesidir. Bireyin kendisiyle barışık olmasıdır. Yapacaklarını başaracağına ilişkin olumlu duygularıdır. 8-) Benlik saygısı (Özsaygı):Kapasitesini bilmesidir. Kendisini sevmesidir. Duygularını tanıması ve kabullenmesidir. Risk alabilmesidir. Fiziksel özelliklerini benimsemesidir. Kişilik gelimini açıklayan 2 temel yaklaşım vardır. 1-Psiko-seksüel gelişim (S. Freud) 2-Psiko-sosyal gelişim (Erikson) 1.5.4.1. PSİKO-SEKSÜEL GELİŞİM (S. FREUD) Freud; kişilik gelişiminde ilk çocukluk yıllarındaki yaşantıların önemini vurgulamıştır. Ona göre normal gelişimin sağlanabilmesi için, gelişimin her döneminde bireyin temel ihtiyaçlarının doyurulması gerekir. Eğer bu temel ihtiyaçlar karşılanmazsa kişilik gelişimi engellenir. Freud insan davranışlarının bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı olmak üzere 3 ayrı bölümden oluştuğunu ileri sürer. 1.5.4.1.1. TOPOGRAFİK KİŞİLİK KURAMI (Bilinç sınıflaması) 1- Bilinç (şuur): Kişinin kendisinden ve çevresinden haberdar olmasıdır. Yani kişinin farkında olduğu yaşantılarının bulunduğu bölgeye bilinç denir. 2- Bilinçaltı (Bilinç öncesi): Farkında olunmayan fakat biraz zorlanınca, düşününce farkına varılabilen (bilinç düzeyine çıkarılabilen) yaşantıların bulunduğu yerdir. 3- Bilinçdışı: Bilinçli algılamanın dışında kalan tüm zihinsel olayları dolayısıyla bilinçaltını içerir. Kişinin kendi özel çabası ile bilince çağrılamayan, bilinçlenmesi yasaklanmış yaşantıların tümünü kapsar. Bu yaşantılar ancak özel yöntemlerle (serbest çağrışım, rüyaların incelenmesi) açığa çıkarılabilir. Bunlar arasında sürekli bir etkileşim vardır. Freud’a göre, bilinçdışında bulunan istek ve anıların zaman ve yer tanımaksızın eski güçlerini, eski enerjilerini sürdürmektedirler ve çeşitli biçimlerde davranışlar üzerinde etkili olmaktadırlar. Freud, kişiliğin büyük kısmının bilinçdışında oluştuğunu belirtir. Psikanalist yöntemle kişinin bilinçdışındaki sorunlarını gün ışığına çıkararak çözümlemeye çalışmıştır. Mesela; uzun yıllar evlenemeyen ve annesini bırakamayan bir erkek, evliliğe karşı birçok akılcı gibi görünen bilinçli düşünceler ileri sürebilir. Fakat bunların altında, bilinçdışındaki bir Oedipal saplantı evlenemeyişinin gerçek dinamik kaynağı olabilir. 1.5.4.1.2. YAPISAL KİŞİLİK KURAMI (PSİKANALİTİK KURAM) Freud’a göre kişilik 3 kısımdan oluşur. Kişiliğin bu sistemi devamlı birbirleriyle etkileşerek bireyin davranışlarını etkilemektedir. 1- İd (Alt benlik): Kişiliğin temel sistemidir. Ego ve Süperego ondan ayrımlaşarak gelişir. Diğer iki sistemin çalışması için gerekli olan gücü id sağlar. İd, İnsanın biyolojik yönüdür. İd, doğuştan getirilen (kalıtımsal dürtülerini) dürtüleri kapsar. Açlık, susuzluk, cinsellik, acıdan kaçma, korunma gibi güdüleri kapsar. İd’de Haz ilkesi esastır. İd hiç geciktirilmeden tüm isteklerinin anında yerine getirilmesini bekler. Düşünce bu kısımda etkili değildir. İd’in kaynağı bilinçaltı dürtülerdir. Kişi çoğu kez bu dürtülerinin etkisinin farkında değildir. Bireyde doğuştan bulunan iki temel güdü cinsellik (libido/yaşam) ve saldırganlık (thanatos/ölüm) güdüsü id’den doğar. Bunlar ruhsal enerji kaynağıdır. 2- Ego (Benlik): Kişiliğin ikinci oluşan bölümüdür. İd’in isteklerini yerine getiren ve onu denetim altında tutmaya çalışan kişiliğin psikolojik yönüdür. Ego, kişiliğin “yönetici” kesimini oluşturur. Yani kişiliğin karar (yürütme) organıdır. Bu karar işlemlerini gerçekçi ilkesine göre yürütür. İd’in karşı konulmaz istekleri ile ve süperego’nun sınırlayıcı tutumları arasında arabuluculuk yaparak uzlaşma sağlar. Ego’nun bilinçli ve bilinçdışı olmak üzere 2 yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organı, karar verme işlevini üstlenirken, bilinçdışı ise sorunlarla baş edemediği zaman savunma mekanizmalarına başvurma işlevini gerçekleştirir. 3- Süperego (Üst Benlik): Kişiliğin en son oluşan bölümüdür. Kişiliğin sosyal/ahlaksal yönüdür. Çocuğa anne-babası tarafından aktarılan, ödül ve ceza uygulamaları ile şekillenen ve pekiştirilen değerler sistemi süperego’yu oluşturur. Bu değerler sistemi toplumsal kurallar, gelenek ve görenekler, vicdan ve ahlak kurallarıdır. Ego’yu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yöneltmeye çalışır. Süperego hazdan çok kusursuzluğa ulaşmak ister. Süperego İd’in isteklerini toplumsal kurallara ve yasalara göre değerlendirir ve çoğu zaman bunları reddeder. Yani bir şeyin doğru veya yanlış olduğuna karar verip, toplum tarafından onaylanmış değer yargılarına göre davranmayı esas alır. Süperegonun başlıca işlevleri: 1) İd'den gelen içgüdüsel dürtüleri (cinsellik ve saldırganlık dürtüleri) bastırmak ve yönlendirmektir. 2) Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönelmeye ikna etmek. 3) Kusursuz olmaya çabalamaktır. Kişiliğin bu 3 yönü normal şartlarda birbirine karşıt çalışmaz. Ego’nun önderliği altında bir ekip olarak birlikte hareket ederler. Böylece kişilik bir bütün olarak işler. Sağlıklı bir kişilik yapısı için denetimin egonun elinde olması gerekir. Bu 3’ünden biri daha kuvvetli veya zayıf olduğu zaman farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Yani kişilik, bu birimlerden hangisinin baskın olduğuna bağlıdır. Örneğin id’i baskın olan bencildir, zevklere düşkündür. Egosu baskın olan, mantıklıdır, hem kendisini hem de başkalarını düşünür. Süperegosu baskın olanın ise, utangaç, içine kapanık ve toplumsal değerleri öne çıkaran bir kişiliği vardır. 1.5.4.1.3. PSİKO-SEKSÜEL GELİŞİM KURAMI Freud kişilik gelişiminde cinselliği ve bilinçaltı süreçleri temele almıştır. Freud kişilik gelişimini çeşitli dönemlerle açıklamıştır. Her dönem belli bir kritik gelişimi kapsamaktadır. Freud her insanın oral, anal, fallik, latent ve genital olmak üzere 5 psikoseksüel evreden geçerek kişilik yapısını kazandığını ileri sürer. Bu gelişimde özellikle yaşamın ilk yıllarının (0-6 yaş) daha önemli yani belirleyici olduğunu ileri sürer. 1- Oral dönem (0-1/1,5 yaş): Ağız evresi olarak bilinen bu dönemde bebek çeşitli nesneleri ve çevresini ağzıyla tanır. Zevk alma bölgesi ağızdır. Bu dönem İd’in egemenliği altındadır. Doğal dürtülerin doyurulması, gerginliğin hemen giderilmesi çocuğun en baştaki beklentisidir. Çocuk tamamen dışa bağımlıdır. Bebeğin fizyolojik ihtiyaçları karşılanırsa, bebekte dış dünyaya karşı güven duygusu oluşmaya başlar. Ağız dönemindeki saplantı çoğunlukla oburluk, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığına yol açmaktadır. Bu dönemdeki takılmalar sonucu şizofreni, mani, melankoli gibi ruhsal bozuklukların oluşacağı savunulmuştur. Sadist, Mazoşist bu dönemin olumsuz karakterleri arasında yer alır. (Sadist kişi eziyet etmekten hoşlanan kimsedir. Mazoşist kişi ise acı duymaktan, eziyet görmekten hoşlanan kimsedir.) 2- ) Anal dönem (1/1,5-3 yaş): Bu dönemin en önemli konusu tuvalet eğitimi ve kontrolüdür. Çocuğun tuvaleti ile ilgili anne-babanın tutumu çocuğun kişiliğini etkiler. Çocukken titiz tuvalet eğitimi alanlar cimri, aşırı düzenli, inatçı, sürekli kendini denetim altında tutan bireyler olarak gelişebilir. Tuvalet eğitimi gevşek olan bireyler ise vurdumduymaz, dağınık ve düzensiz bireyler olarak gelişebilir. 3-) Fallik (Üretken) dönem (3-6 yaş): Çocuğun ilgi ve haz bölgesi genitel (cinsel) bölgedir. Çocuk cinsel organlarını fark eden ve cinsel konulara ilgi gösteren kişidir. Çocuk cinsiyet farklılıklarını bu dönemde görmeye başlar. Cinsel kimliğin temelleri bu evrede atılır. Çocuk bu kimliği oluşturmak için model arayışı içinde olur ve bu model kendi cinsiyetindeki ebeveyni olur. Karşı cins ebeveynlere karşı ilgi gösterirler. Buna bağlı olarak, erkek çocuklar Oedipus, kız çocuklar Elektra karmaşasını yaşarlar. Oedipus karmaşası: Erkek çocuğun annesine karşı özel bir sevgiyle yaklaşmasıdır. Babasıyla yarışa girer ve hatta ondan nefret eder. Erkek çocuk bir yandan babasına sevgi duyar onun gibi olmak ister, diğer yandan da ondan nefret eder. Bu yüzden önemli bir çatışma durumu yaşar. Elektra karmaşası: Erkek çocuklarda görülen Oedipus karmaşasının kız çocuklarındaki karşılığıdır. Yani kız çocuğun babasına karşı özel bir sevgi duyması elektra karmaşasıdır. Anne babaya duyulan sevgi, kıskançlık veya düşmanlık kişilik oluşumunu etkiler. Oedipus ve Elektra karmaşasının başarılı bir biçimde çözümlenebilmesi için çocuğun aynı cinsten olan ebeveyni ile özdeşim kurarak, onun cinsel rolünü içselleştirmesi gerekmektedir. Bunun başarılmasıyla çocuklar hemcins ebeveynlerine duyduğu cinsel yönelimlerini açığa çıkaramayacaklarını fark edecek ve karşı cinsten uygun bir partner arayışına yönelecektir. Sağlıklı bir kimlik gelişimi için, çocukların cinsellikle ilgili sorularına geçiştirilmeden anlayabilecekleri bir söylem içinde, mantıklı yanıtlar verilmelidir. Yani bu evrede hoşgörülü, seven, sıcak anne-baba tutumları sağlıklı kimlik için gereklidir. Aynı zamanda bu dönemde erkek çocuklarda iğdişlik korkusu yaşanabilmektedir. İğdişlik korkusu: Erkek çocukların kız çocuklarında penisinin olmadığını fark edince kendi penisinin de yok olacağını düşünmesidir. 4-) Gizil (Latent) dönem (6-11/12 yaş): Cinsel dürtülerde durgunluk söz konusudur. Bu dönem ergenlik öncesi durgunluk dönemidir. Fallik döneminin tersine bu dönemde çocuk cinsel konulardan hoşlanmaz ve kendisini oyuna verir. Bu dönemde çocuk hemcinslerine karşı yakınlık göstermeye başlarlar (özdeşim kurulur) ve hızla sosyalleşirler. Çocuk bu dönem yaptıklarıyla övünür, başkalarının beğenisini kazanmaya çalışır. Çevresinden beğeni ve destek alan çocuk kendini yeterli, güvenli ve becerikli görürler. Bu dönemi sağlıklı geçirenler, ergenlik döneminin sorunları ile daha kolay baş edebilirler. Bu dönemi sağlıklı geçirmeyenler ise tedirgin, içe dönük ve güvensiz bir kişilik yapısı geliştirirler. Bu tür çocuklar ayrıca güçlüklerden kaçınma, özgüven ve üretkenlikten yoksunluk gibi davranış bozuklukları gösterebilirler. 5-) Genital dönem (11/12-18 yaş): Bu dönem fırtınalı dönemdir. Daha önceki dönemleri başarıyla atlatmak bu dönemin birey açısından kolay atlatılmasında önemli bir faktördür. Fallik dönemde görülen cinsel dürtülerden kaynaklanan çatışmalar bu dönemde tekrar ortaya çıkabilir. Bireyin çok hızlı bir fiziksel değişim yaşadığı bu dönemde karşı cinse duyulan ilgi doruğa çıkar. Bu nedenle karşı cins ile arkadaşlık ilişkileri kurulmaya çalışılır. Bu dönemde birey kim olduğu, ne olduğu, yaşamın anlamının ne olduğu sorularının yanıtlarını bulmaya çalışır. Yani birey kimlik arayışı içerisindedir. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Freud insan ihtiyaçlarının karşılanamamasının 2 nedeni olduğunu söylemektedir. Bunlar engellenme ve çatışmadır. 1. Engellenme: Herhangi bir davranışın içsel ya da çevresel bir nedenle yapılamamasıdır. Güdülerin veya gereksinimlerin giderilmesinin önlenmesine veya yavaşlatılmasına engellenme denir. Kişi engellendiği zaman amacına farklı yoldan ulaşmaya çalışır. Engellendiği zaman bireyin gösterdiği en belirgin özellik saldırganlık tepkisidir. İki türlü engellenme olur. 1-) Çevreden (dışsal) Kaynaklanan: Bu engellenme fiziki ve sosyal koşullardan kaynaklanır. Mesela; film izlerken elektriklerin kesilmesi sonucu filmi izleyememe bir fiziki engellemeyken, çok kızdığı halde babasına karşılık vermemek toplumsal engeldir. 2-) Bireyden (içsel) Kaynaklanan: Bireyin organik veya psikolojik durumundan kaynaklanır. Ayağından sakat olan birisinin koşucu olamaması organik nedene örnek olurken, aşırı heyecan nedeniyle sınavda cevabını bildiği halde soruyu yanıtlayamaması ise psikolojik nedene örnektir. 2. Çatışma: Bir kişinin kendisi için aynı önem derecesine sahip iki farklı istek, duygu, düşünce veya ihtimal karşısında kalması sonucu bunlardan hangisini seçeceğine karar verememesi durumudur. Çatışmanın olabilmesi için kişinin seçim yapmada kararsız kalması ve iki ihtimalin de önem derecelerinin aynı olması gerekir. İki ihtimalin önem dereceleri farklı ise ve de bireyin karşısına çıkan seçeneklerin ikisine de ulaşma imkânı varsa çatışma durumu yaşanmaz. 3 türlü çatışma vardır: 1-) Yaklaşma – Yaklaşma Çatışması: İstenen iki durum, duygu, düşünce arasında kalıp birini seçmek zorunda kalma halimizdir. Mesela; bir kişinin, beğendiği 2 parfümden birini seçmek zorunda kalması ya da televizyonda aynı saatlerde, iki ayrı kanalda yayınlanan seyretmek istediğiniz filmlerin bulunması gibi. 2-) Kaçınma – Kaçınma Çatışması: İstenmeyen iki durumdan birini seçmek zorunda kalma halimizdir. Mesela; bir kişinin hem hasta olup hem de iğne vurulmaktan korkması ya da yağmurdan kaçarken doluyu tutulmak, yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal atasözleri örnek verilebilir. 3-) Yaklaşma – Kaçınma Çatışması: Aynı durumun bir istenen bir de istenmeyen özelliğe sahip olması nedeniyle o durumu tercih yapmak zorunda kalması halidir. Mesela; şişman olan birisinin pasta yemekten çekinmesi, hem yüzmek isteme hem boğulmaktan korkma gibi 1.5.4.1.5. SAVUNMA MEKANİZMALARI Engellenme ve çatışmanın oluşturduğu hayal kırıklığı, gerginlik ve kaygının etkisinden kurtulmak isteyen bireyin, benliğini korumaya yönelik gösterdiği tepkilere savunma mekanizması (uyum mekanizması) denir. Savunma mekanizmalarının temelinde ego’nun bilinçdışı yönü yatmaktadır. Sorunlarla baş edemeyen ego bilinçdışı yönü sayesinde savunma mekanizmalarına başvurmaktadır. A- Savunma Mekanizmalarının özellikleri 1. Bu tepkilerin bir kısmı normal bir kısmı anormal tepkilerdir. 2. Savunma mekanizmasını kullanan birey bu davranışın gerçek işlevinin farkında değildir. Bu nedenle savunma mekanizmaları bilinçsiz davranışlardır. 3. Herkes tarafından savunma mekanizmaları kullanılır. 4. Problemlere geçici çözüm getirir. Kesin çözüm götürmez. 5. Bu mekanizmaların sürekli kullanılması durumunda, bireylerde önce nevroz daha sonrasında psikoz adı verilen bir takım psikolojik bozukluklara sebep olabilir. B- Savunma Mekanizmasının İşlevleri 1. Bireyde oluşan kaygıyı ve stresi azaltır. 2. Bireyin benliğini tehditlerden korur. 3. Bireyi çatışmalardan uzak tutar. 4. Hayal kırıklıkların etkisini azaltır. 5. Kişinin kendine olan güveninin azalmasını önler. 6. Bazı sanat ve bilim ürünlerinin ortaya çıkmasına kaynaklık eder. C- Savunma Mekanizması Çeşitleri 1-) Bahane Bulma (Mantığa Bürünme) Kişinin başarısızlığını, gerçek nedenin dışındaki nedenlerle açıklaması veya mantıklı gösterme çabasıdır. Günlük hayatta en çok kullandığımız savunma mekanizmasıdır. Kendini haklı çıkarma temeline dayanır. Mesela; derse geç kalan bir öğrencinin trafiğin yoğun olmasını örnek göstermesi veya verilen ödevi yapamayan bir öğrencinin evde elektriklerin kesik olduğunu söylemesi gibi. Mesela; “kedi uzanamadığı ciğere mundar der” atasözü buna bir örnektir. 2-) Yansıtma (Başkasını Suçlama) Yansıtma mekanizmasının 2 şekli vardır: Birinci şekilde; kişi kendisindeki olumsuz özellikleri veya suçluluk duygusu uyandıracak düşünce ve isteklerini başkasında görmesi veya başkasına yüklemek istemesi. Bu birinci şekildeki yansıtma mekanizmasında; kişi kendisinin kötü özelliklere sahip olmadığını bu özelliklerin başkalarında olduğunu söyler. Mesela; hırsızlığı alışkanlık haline getiren birisinin başkasını hırsızlıkla suçlaması veya yalan konuşmayı alışkanlık haline getiren birisinin başkasını yalancılıkla suçlaması gibi. Yansıtma mekanizmasının ikinci şeklinde ise; kişi yetersizliğinin, başarısızlığının nedenlerini başkalarında arar, yani burada kişi başkalarını suçlar. Mesela; gol yiyen kalecinin savunmadaki arkadaşlarına “bir adamı tutamıyorsunuz” demesi gibi. 3-) Bastırma (Unutmaya çalışma) Kişinin kendisini rahatsız edici bir düşünceyi veya bilgiyi bilinçaltına bastırarak unutmasıdır. Mesela; insanın alacağı borcunu değil vereceği borcunu unutması ya da istenmeyen, sevilmeyen bir randevunun unutulması gibi. 4-) Yadsıma (İnkar etme) Benlik için tehlikeli olarak algılanan, sıkıntı ve bunaltı yaratabilecek bir gerçeği yok saymak veya görmemezlikten gelmektir. Birçok olumsuz deneyimlerimizi bilinçaltına atmakla kalmayız, aynı zamanda bunları hiç yaşanmamış gibi yok sayarız. Öfke, kızma en çok yadsınan duygulardır. Mesela; öfkesi beli olduğu halde birey bunun hiç farkında olmaksızın bunu yadsıyabilir, yani inkâr edebilir. 5-) Gerileme Kendisi için olumsuz sayılabilecek bir durumla karşılaşan bireyin yaşına uygun olmayan ve kendisinden beklenmeyen tepkilerde bulunmasıdır. Mesela; kardeşini kıskanan çocuğun kardeşinin oyuncaklarıyla oynaması, altı yaşındaki çocuğun altını ıslatması ya da yaşlı bir kadının genç kızlar gibi giyinmesi, aşırı makyaj yapması gibi. 6-) Özdeşim Kurma (Özdeşleşme-Taklit etme) Bireyin, başarılı gördüğü kişileri kendine model alması veya başkalarının, çeşitli kuruluşların başarısından kendine pay çıkarmasıdır. Mesela; gençlerin ünlü kişilere özenerek onları taklit etmesi veya bir kardeşin abisinin gösterdiği bir başarıyla övünmesi gibi. 7-) Kaçma (Önemsememe) Rahatsız edici durumlar karşısında, o olayı görmezden, bilmezden gelme halidir. Bu savunma mekanizmasını sürekli kullanan kişinin kendine güveni kalmamıştır. Kişi aşırı duyarsızdır. Mesela; bir gencin, yer vermemek için otobüste yaşlı kadını görmezden gelmesi veya bir öğrencinin derslerine karşı duyarsız olması, yaramazlık yapan bir çocuğun annesinin kendisine seslenmesini duymazdan gelmesi gibi. 8-) Karşıt Tepki Geliştirme (İkiyüzlülük) Gerçek duygularımızı göstermek için, içinde bulunduğumuz ortama uygun değilse, ortama uygun davranışlar sergilememiz olayıdır. Yani bir kişinin gerçekte hissettiği duyguların tam aksi davranış göstermesidir. Mesela; kardeşini kıskanan birinin çevrede onun koruyucusu gibi davranması buna örnektir. 9-) Hayal kurma Ulaşılamayan arzulara hayal kurma yoluyla ulaşılarak bir bakıma ödünleme, telafi etmedir. Burada kişi düş kurma, fantezi kurma yoluyla kendini olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi düşler. Mesela; avukat olamayan birisi, avukat olmayı hayal eder, mahkemelere gider, duruşmalar yapar. Mesela; bir gencin kendini ünlü bir pop sanatçısı olarak hayal etmesi. 10-) Ödünleme (Telâfi) Kişinin kendisindeki bir eksiklikten dolayı veya bir alandaki başarısızlığından dolayı hissettiği ezikliği başka bir alanda başarılı olma çabasıyla telâfiye çalışmasıdır. Mesela; derslerinde başarısız olan birinin okul takımında başarılı olmaya çalışması gibi. 11-) Yüceltme Fizyolojik ve sosyal motivlerin zihinsel, estetik etkinliklerde veya toplumca benimsenen alanlarda doyurulmaya çalışılmasıdır. Yüceltme de toplumca onaylanmayan ilkel nitelikteki dürtü ve istekler (saldırganlık ve cinsellik) doğal amaçlarından çevrilerek, toplumca onaylanan etkinliklere dönüştürülür. Burada toplumca onaylanan etkinliklere yönelilenen alan ile doyurulmamış asıl motivler (dürtüler) arasında bir bağ vardır. Yani asıl güdüye benzer bir alan ile bu güdüler doyurulmaya çalışılır. Mesela; konuşma özrü olan birinin, düşüncelerini edebi eserlerle ortaya koymaya çalışması veya kendisi iyi eğitim almayan bir babanın çocuklarını en iyi şekilde okutmak istemesi gibi. Saldırganlıktan hoşlanan birisinin gidip asker, polis gibi meslekleri veya boks, judo, karate gibi spor dallarını seçmesi gibi. 12-) Yön Değiştirme (Yer Değiştirme) Kişinin, gerçek hedefine yöneltemediği öfkesini başka hedeflere yöneltmesidir. Mesela; hakeme kızan sporcunun formasını yırtması veya topa vurması, telefonda babasına kızan gencin telefon avizesini yere atması, “Eşeğini dövemeyen semerini döver” , “Kızım, sana söylüyorum gelinim sen anla/işit” atasözleri gibi. 13-) Polyannacılık (Tatlı limon-Aşırı İyimserlik) Her başarısızlıkta başarılı yanlar arama, olayın iyi taraflarını görmedir. Mesela; kitap okuma alışkanlığı olmayan birinin gözlerinin bozulmaktan kurtulduğunu söylemesi gibi. Mesela; trafik kazası sonucu arabası zarar gören birisi “cana gelen mala gelsin” demesi. Mesela; sınavdan kötü alan birisinin, “olsun bu bana bir ders oldu” demesi. 14-) Çarpıtma Birey kendi iç dünyasının gereksinimlerine göre, kendi dışındaki durum ya da süreçleri gerçekçi olmayan, bir şekilde açıklama eğilimidir. Birey kendisini rahat eden gerçeği kabul edip, sıkıntı ve içsel çatışma yaşamamak için, bunları sıkıntı yaratmayacak şekilde daha farklı hale getirerek kabul etmeye çalışır. Mesela; kötü alışkanlıkları nedeniyle sevilmeyen bir kişinin, “ben çok güzelim, akıllıyım, o yüzden meyve veren ağacı taşlarlar.” diyerek sevilmediğini belirtmesi gibi. Önemli: Konuların tamamı bu ilk mesaja sığmamaktadır. Bu nedenle konuyu word dosyası halinde tamamını ekledim. En son güncellenen (8 Şubat 2010) halinde word dosyası halinde aşağıdaki linkten indirilebilir. |
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |